16 Şubat
CHP’li Vekil: ‘Kürt sorunu’ ifadesi problemli

CHP’li Vekil: ‘Kürt sorunu’ ifadesi problemli

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, “Kürt sorunu ifadesini bile problemli buluyorum. Bu ülkede ciddi bir demokrasi ve özgürlük sorunu var herşeyden önce” dedi.

Şeval HUN

Karabat, Kanal İstanbul hakkında, “Bence halka rağmen bunu dayatmak kendi deyimleriyle söylersek milli iradeyi tanımamaktır, bu iradeye saygısızlıktır. Türkiye halkları bunun bedelini ilk seçimde ödetir gibi geliyor bana” ifadelerini kullandı.

ManşetHaber’e konuşan Karabat, “İstanbul bugün önemli bir deprem riskiyle karşı karşıya iken tüm gücümüzü ve olacaklarımızı bu depreme karşı hazırlığa yoğunlaştırmak durumundayız” sözlerini sarfetti.

İşte Karabat’a sorularımız ve yanıtları…

Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Üyesi ve diğer sorumluluklarınızla yoğun bir çalışma temposu içinde olduğunuzu dikkate alarak özel hayatınızla siyaset arasında denge kurmakta zorlanıyor musunuz?

Dediğiniz gibi, oldukça yoğun bir tempomuz var. Parlamento faaliyetleri kadar, seçim bölgemdeki faaliyetler olsun, partimizin görevlendirmeleri olsun… Hayatım siyasi çalışmalardan ibaret desem abartılı olmaz. Tüm bu yoğunluğun içinde ailemi de ihmal etmemeye gayret ediyorum. Zaman zaman oğlum Umut’un sitemli sözleri oluyor bu konuda. Ama birlikte maça da gidiyoruz, onun eğitim süreciyle de yakından ilgileniyorum.Kuşkusuz esas yük eşimde ama sağ olsun eşim de siyasetle ilgili olduğu için bu süreci daha az krizli geçiriyoruz.

Sayın İstanbul Belediye Başkanı İmamoğlu’nun seçim çalışmalarında birincil derece rol oynadığınız yönünde yorumlar var…

Seçim çalışmasının ve elde edilen başarıların bir ekip başarısı olduğuna inananlardanım, kuşkusuz adayların bu başarıdaki rolü yadsınamaz. Ama başarı son tahlilde bir örgütlenme işidir. Ortaya koyduğunuz proje ve iddialara seçmenleri ikna etmek, her şeyden önce samimi ve inatçı bir çalışmayı gerektiriyor. Sayın Ekrem İmamoğlu ile yıllar öncesine dayanan bir dostluğumuz var. Adaylığa karar vermesinden önce de pek çok görüşmemiz oldu. Daha adı kamuoyuna ilan edilmeden önce başlayan bir süreç var aslında. Seçim gecesi de dâhil tek bir an bile kazanacağımızdan şüphe duymadık.

Üçlü ittifakın oluşturulmasında arabulucu olarak rol aldığınız ve gerçekleşmesine ciddi bir katkı sunduğunuz söyleniyor. Bu konudaki görüşlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Bizim anlayışımızı, ittifak anlayışımızı özetleyen slogan “İstanbul ittifakı” oldu. Hem partimiz hem Sayın İmamoğlu “üçlü ittifak” ifadesi yerine ısrarla “İstanbul İttifakı” kavramını kullandılar. Bu rastgele seçilmiş bir söylem değildi. Bizler hemşeri derneklerinden tutun da, bütün siyasi yelpazeyi kucaklayacak bir anlayışı hayata geçirdik. Her kesimle, her siyasi eğilimle ilkesel anlamda ittifak kuracağımızı ifade ettik. Politika ve söylemlerimizi de bu anlayış üzerinde inşa ettik. Kazanım tek başına şu ya da bu partiye mal edilemeyecek bir kazanım oldu. 

İstanbul milletvekili olarak Kanal İstanbul projesiyle ilgili görüşleriniz nedir?

İstanbul bugün önemli bir deprem riskiyle karşı karşıya iken tüm gücümüzü ve olacaklarımızı bu depreme karşı hazırlığa yoğunlaştırmak durumundayız. Ben hala iktidarın akl-ı selime döneceğine, vatandaşın ihtiyaçlarına öncelik vereceğine inanmak istiyorum. Yarın yaşanabilecek bir felaketin bedeli çok ağır olur. Zaten bu projeyi çok sınırlı bir kesim savunuyor. 

İktidarın bahsettiği gerekliliklerin tamamı bilimsel olarak çürütüldü. Zaten son kertede isteseniz de istemeseniz de bu iş olacak bir zihniyet var. Bence halka rağmen bunu dayatmak kendi deyimleriyle söylersek milli iradeyi tanımamaktır, bu iradeye saygısızlıktır. Türkiye halkları bunun bedelini ilk seçimde ödetir gibi geliyor bana!

Kürt sorununun çözümü konusunda yeni önerileriniz olacak mı?

“Kürt sorunu” ifadesini bile problemli buluyorum. Bu ülkede ciddi bir demokrasi ve özgürlük sorunu var herşeyden önce. Bazı toplumsal kesimlerin bu anti-demokratik ortamdan ve faşizan uygulamalardan daha çok etkilendiği de bir gerçek. “Çözüm süreci” adı altında başlayan sürecin baştan beri problemli başladığına inanlardanım. Açık, şeffaf ve toplumun geniş kesimlerini kucaklamayan bir çözümün de ne denli gerçek bir çözüm olacağı da tartışmalıdır zaten. Herşeye rağmen bu konuda adım atılması anlamlıydı, ama belli bir noktadan sonra iş sadece bir hükümet politikasına sıkışıp kaldı. Aslolan devlettir, Anayasa’dır. Yani hükümetler değişse de bir devlet aklıyla işlerin yürütülmesi gerekmektedir. Aksi halde suistimale açık bir hal alabilir durum. Kaldı ki bizim de yaşadığımız bu oldu. Bir gece uyandık ve baktık ki düne kadar çözüm sürecini eleştirmeyi bile vatan hainliği addedenler birdenbire 180 derece dönmüş. Milliyetçi, tekçi bir söyleme teslim olmuş. Devlet değişmemişti. Ama hükümet söylem ve politikası belirgin şekilde değişmişti. Eleştirilerimizin ne denli haklı olduğunu görsek de esas olan çözümdür. Vatandaşlarımızın tümünün refah, huzur ve mutluluğudur.

Sivas katliamı sanıklarından birisi serbest bırakıldı. Özellikle Alevi yurttaşlarımız bu olaya ciddi bir tepki gösterdi. Parti olarak bu konudaki düşüncelerinizi almak isterim.

Bir suçluyu ki ağır insan hakları suçu işlemiş birinin suçunun affedilmesi ayrı bir tartışma. Kalıcı hastalıkları ve cezaevinde kalması sakıncalı yüzlerce insan varken adeta gözümüze sokarcasına, sanki bir kesime mesaj verircesine bu af gerçekleşti. Haliyle Alevi vatandaşlar başta olmak üzere toplumun duyarlı birçok kesim, haklı olarak, bu affa itiraz etti. 

Son yıllarda kadın cinayetlerinde ciddi bir artış var. Parti olarak bu konuda nasıl bir yaklaşım içindesiniz ve ne gibi tedbirlerin alınmasını öngörüyorsunuz? 

Sanırım bu konuda en çok önerge veren, kanun teklifi ve araştırma önergesi veren parti biziz. Yıllardır toplumun kanayan bir yarası haline gelen kadına yönelik şiddet ve cinayete karşı devletin başsağlığı dilemekten başka bir sorumluluğu var. 

Parti olarak, Suriye politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Bu savaştan en büyük zararı kim gördü diye düşünürsek, kuşkusuz başta Suriye ve sonra da Türkiye zarar gördü denilebilir. Türkiye baştan beri bu savaşta tarafsız kalmalıydı. Egemen bir ülkenin topraklarında ne arıyoruz? Türkiye derhal Suriye’den çekilmeli, sınır güvenliği konusunda, rejimle ya da bölgedeki diğer savaşan güçlerden sağlam taahhütler alınmalı. Türkiye bu savaşta tarafsız olduğunu ve ülkesindeki mülteciler konusunda hem Suriye’den, hem de uluslararası camiadan birtakım garantiler almalı. Bu politika bu haliyle iflas etmiştir. Bunu kabullenip ona göre konum almalı. Aksi halde bu iş bize rağmen çözüldüğünde iş işten geçmiş olacak.

PORTRE / Özgür KARABAT

1974 yılında Tokat’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Tokat’ta tamamladı, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. 1996 yılında üniversite sıralarında tanıştığı Dilek Hanım ile 2000 yılında evlendi. Karabat'ın 2006 yılında Umut adındaki oğlu dünyaya geldi.
Üniversite mezuniyeti sonrası Türkiye'nin önde gelen dış ticaret firmalarında genel müdür olarak çalıştı.

İleri derecede İngilizce bilgisine sahip olan Karabat, aynı zamanda Uluslararası Finansal Raporlama Uzmanı ünvanına da sahiptir.
2009 yerel seçimlerinin hemen öncesinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Başakşehir İlçe Başkanlığı görevine getirildi. Sonrasında yapılan ilçe kongrelerinde üstüste iki kez seçildi. 

Bu yazı 495 kişi tarafından görüntülendi.

Yorum Ekle

Tüm alanları doldurmak zorunludur