06 Mayıs 2012
Kentsel Dönüşüm ve İstanbul ;u Bekleyen Tehlikeler

Kentsel Dönüşüm ve İstanbul ;u Bekleyen Tehlikeler

Van depremi ve ardından Sn. Başbakanın “İktidarımıza bile mal olsa kentsel dönüşümü yapacağız’’  şeklindeki ifadesi Kentsel dönüşümü tekrar ülkemizdeki en önemli gündem maddesi haline getirmiştir.  Peki Kentsel Dönüşüm nedir? Teknik tarifini şu şekilde yapabiliriz. Bir kentin dokusunu bozan‚ kaçak veya ekonomik ömrünü tamamlamış yada günün fen şartlarına uygun olmayan düşük kalitede işçilik ve malzeme ile imal edilmiş yapıların bulunduğu bölgelerdeki binaların yıkılarak yerine yeni bir imar çalışması yapılması ve o bölgenin günün fen şartlarına uygun olarak tamamen yeniden inşa edilmesi çalışmasıdır.

Mühendisler Betonarme yapıları projelendirirken  ekonomik ömürlerini 70-80 yıl gibi planlarlar ancak uygulamada 40-50 yıl sonra çoğunlukla o binaların artık eskidiğini ve yenilenmesi gerektiğine şahit oluruz. İstanbul’daki toplamda 1‚4 milyon binada 4 milyon konut olduğunu belediyelerin verilerinden öğreniyoruz. İstanbul’daki mevcut yapı stoğunun önemli bir kısmı 1970 ve 1980’li yıllarda inşa edilen yapılardır. Bu açıdan bakıldığı zaman İstanbuldaki  binaların %50-60’i artık ekonomik ömrünü tamamlamış ve yeniden yapılması gerekmektedir.

Ülkemizde 1950’den sonra kente göç başlamasıyla beraber Köyler boşalmışâ€š kente gelenler yetersiz arsa ve konut üretimi ve ekonomik şartlardan dolayı imarsız alanlarda hiçbir mühendislik hizmet almadan başlarını sokabilecekleri bir ev oluşturmak için gecekondu mahalleleri oluşturmak zorunda kalmıştır.

1970’li yıllarda artan konut üretimi 80 ve 90’lı yıllarda hızlanarak devam etmiştir. Bu dönemde üretilen konutları detaylı incelediğimizde birkaç sınıfa ayırabiliriz. Bunlardan birincisi Devlet arazisi üzerine bir gecede yapılan gecekondu diye tanımlanan binalardır. Zamanla ailelerin çocukları büyüyünce gecekonduların üzerine  yine benzer şekilde  birer ikişer kat ilave edilerek kat sayıları artmıştır. Bu şekilde inşa edilen binalar çoğunlukla hem tapusuzdur hemde depreme karşı çok büyük risk taşımaktadır.  Diğer bir sınıf ise İstanbul büyüdükçe şehrin yakınlarındaki tarla vasıflı alanların sahiplenince kireçle veya tel çitle bölünerek hisseli tarla tapusu şeklinde satılan arsalara yeni sahipleri tarafından mühendislik hizmeti almadan imarsız olarak inşa edilen  kaçak yapılardır. Bu binalarda da benzer şekilde depreme karşı çok büyük bir risk taşımaktadır. Üçüncü sınıf ise tapulu ve İmarlı  yapılmakla beraber  düşük kaliteli malzemeyle ve işçilikle yapıldığı için ve yapım aşamasında hiçbir kontrol hizmeti almamış olan‚ halihazırda depreme karşı büyük risk taşıyan binalardır.

Bu üç sınıf bina çeşidi bugün İstanbul’un konut stoğunun çoğunluğunu oluşturmakta ve  İstanbulda yaşayan 15 milyon vatandaşımızın çok büyük bir kısmı deprem tehdidi altında yaşamak zorunda kalmaktadır.

Aslında 1999 yılına kadar Marmara depremi olana kadar vatandaşımız açısından her şey gayet iyi gitmekteydi. 1999 depremiyle beraber biz deprem gerçeği ile tanıştık ve korkmaya başladık.

Japon işbirliği kurumu (JICA) yaptığı bir araştırmada olası bir deprem durumunda İstanbuldaki 1.400.000 adet yapıdan 115 bininin  yıkılacağı‚ diğer 146 bininin hasar göreceği‚ 100 bin kişinin öleceği‚ 160 bin kişi yaralanacağı ifade etmiştir.

Yine geçtiğimiz dönemde Bayındırlık Bakanlığı’nın İstanbulda yaptırdığı bir araştırma neticesinde incelenen 125 bin konutun %25’inde zeminden kaynaklı sorun‚ %16’sında yaşlanmaya bağlı sorun‚ %64’ünde korozyon‚ %90’ında düşük kalite malzeme sorunu olduğu tespit edilmiştir.

Bütün bunlar düşünüldüğünde  aslında İstanbul’umuzda ve ülkemizde insanımız çok büyük bir risk altında yaşamaktadır. Depreme güvensiz konut stoğunun hiç zaman geçirilmeden kentsel dönüşüme tabi tutularak eritilmesi gerekmektedir.

Az gelişmişlik‚ ekonomik şartlar ve bilinçsizlik yüzünden yukarda ifade ettiğimiz tehlikeli durum ortaya çıkmıştır.  Aslında bizim medeniyetimizi incelediğimizde ev‚ konut‚ çevre ve şehirin çok önemli olduğunu göreceğiz. Kuran-ı Kerim’de yeryüzünde kurulan ilk ev olarak Kabe‚ Mekke’yi de şehirlerin anası (Ali-İmran/96)olarak tanımlanır. Namaz kılarken yöneldiğimiz kiblemiz olan Kabe’nin ilk ev olarak adlandırılması aslında dinimizin eve ve meskene verdiği önemi ifade etmektedir. Dinimizde mesken sadece sıcak‚ soğuk gibi hava şartlarına karşı‚ hırsızlık‚ can tehlikesi gibi güvenlik endişelerine karşı  insanın korunduğu bir alan olarak görülmemişâ€š İnsanların manevi hayatında merkezi‚ sığınağı‚ kalesi ve eğitimin ve gelişimin odak noktası olarak görülmüştür.

Yüce Peygamberimiz meskeni maddi ve manevi olarak ayrı ayrı  değerlendirmiştir. Bunlar hadislerle iç içe ve birlikte ifade edilmiştir. Maddi planda meskeni iç planındaki dizayn yanında şehir‚ yol‚ mahalle‚ komşu‚ cami ye yakınlık gibi özellikleri üzerinde durulmuştur. Manevi planda ise meskenin terbiye edici şartları ve manevi havası hakkında öğütler vardır.

Hz. Peygamberin mesken ile ilgili olarak telakkisini en iyi ifade eden hadis şudur: “’Kişinin saadeti üç şeye bağlıdır;  Saliha kadın‚ Salih mesken‚ Salih binek.’’

Kötü mesken olarak dar‚ komşusu kötü‚ ezan duyulmayacak kadar mescitten uzak‚ yerinin havası kötü‚ sağlık şartlarını taşımayan bölge olması sayılmıştır.

Bütün bunlardan anlaşılmaktadır ki şehircilik alelade bir iş değildir ve İslam’a göre bir düzen içerisinde planlanmalıdır. Bizim medeniyetimizde şehir yapılaşması şu şekilde olmuştur. ޞehirlerin ortasında cami ve meydan‚ cami yakınında şehrin idare merkezi ve çarşı inşa edilmiştir. Merkeze ulaşan birinci derecede geniş caddeler ve bunlara bağlı diğer sokaklarda ise konutlar vardır. Her mahallenin içinde cami ve dükkanlarının olduğu bir merkezi  ve kabristan vardır.

Ecdadımız bu  temel prensiplerlerden hareketle bugün bile huzurlu bir şekilde yaşadığımız çok güzel şehirler kurmuşlardır.

    Aslında iyi bir planlama ve çalışma ile ülkemizin ve özellikle İstanbulumuzun içinde bulunduğu bu durumu fırsata dönüştürerek kendi medeniyet değerlerimize uygun şehirler inşa edebiliriz. Ancak yapılan çalışmalara baktığımızda durum hiç de iç açıcı değildir.  

Birincisi devletimizin kentsel dönüşüm meselesini ciddi olarak ele alması ve uzun çalışmalar yaparak belirli bir plan dahilinde planlama yapması gerekirdi. Oysa ya bir deprem olunca yada bir  felaketle karşılasınca alel acele kararlar alıyoruz‚ belirli bir süre sonra da konu gündemden düşünce artık hiçbir çalışma yapmıyoruz. İşte son Van depremiyle beraber yine Kentsel Dönüşüm meselesi gündeme geldi ve TBMM gündemine yeni bir kanun tasarısı getirildi.  “Afet riski altındaki alanların dönüştürülmesine dair kanun” adı altında hazırlanan yasa tasarısı bugünlerde en çok konuştuğumuz konu durumundadır. Tasarıyı incelediğimizde içerisinde açıklığa kavuşmayan çok sayıda hususun  olduğunu görüyor ve yasanın bu şekilde onaylanması durumunda vatandaşımızın ciddi sıkıntılar yaşayacağını tahmin ediyoruz. Bunlardan birincisi Kentsel dönüşümle ilgili yetkinin tamamen Çevre ve ޞehircilik Bakanlığı’na ve TOKİ’ye verilmesidir. Uygulamada riskli olarak tespit edilen alan ‘’dönüşüm alanı’’alarak ilan edilmekte ve orada yaşayan vatandaşlara ‘’gelin TOKİ’ye teslim olun’’ denilmektedir. Hangi usule göre kendilerine nasıl bir daire verileceği‚ dönüşümün ne şekilde yapılacağı bilinmemektedir. TOKİ geçmişte yaptığı uygulamalarda ne yazık ki Dönüşümü sadece binaları yıkarak yerine yenisini yapmak olarak algılamışâ€š sosyal yönünü düşünmemiştir. Örnek olarak İstanbul Sulukule’de yapılan dönüşümde o bölgede yaşayan Roman vatandaşlarımız bölgelerinden kanun zoru ile çıkartılmışâ€š kendilerine şehir dışında Arnavutköy bölgesinde TOKİ konutları verilmişti. Aslında başlangıçta toplum olarak Sulukulede geçmişten beri gelen eğlence usul hepimizi rahatsız ettiğinden memnun olmuştuk. TOKİ projenin sosyal dönüşümümü ihmal ettiğinden Sulukuleden çıkarılan bu vatandaşlarımız çok büyük dramlar yaşar hale gelmiştir. Sulukulede yapılan villalar milyonlarca dolara el değiştirirken eğer elde edilen gelirden bir kısmı Sosyal dönüşüm için bu insanlarımıza harcansaydı beklide çok büyük bir hayır işlenmiş olurdu.

Bu ve benzeri uygulamalardan da anlaşılıyor ki  bir plan ve program çerçevesinde çalışma yapılmazsa Kentsel dönüşüm meselesi çözülemez. Yasa çıkarmak sorunu çözmediği gibi mağduriyeti arttırır.

Bu kapsamda aşağıdaki hususlarda özellikle dikkat edilmesi gerektiğine inanıyoruz.

-Ülkemizin deprem riski ve kentsel dönüşüm planı makro planda incelenmeli‚ uzun vadeli‚ sosyal  yönüde ihmal edilmeyen bir proje hazırlanarak uygulamaya geçirilmelidir. Devletimiz bu hazırlıkta sınıfta kalmıştır. Marmara depreminin olduğu 1999 yılından sonra geçen 12 yıllık süre kaybedilmiştir. Devletimiz bu süre zarfında sadece “UDSEP 2023” adı verilen dilek ve temennilerle dolu ‘’Ulusal deprem projesi ve eylem planı’’’nı ancak 09.08.2011’de resmi gazetede yayınlanmıştır. UDSEP-2023 bir adımdır ama yetersizdir. Üzerinde daha fazla çalışılarak uygulanabilir bir plan haline getirilmelidir. Eğer 1999 depreminden sonra hemen dönüşüme başlansaydı‚ bugün beklide İstanbulun büyük bir kısmında Kentsel dönüşüm tamamlanmıştı.

-Bugüne kadar yapılan dönüşümlerde uygulanan metot vatandaşımızı mağdur etmiştir. Sulukulede ve Taksim Tarlabaşı projesinde vatandaşımız mağdur olmuştur. Bu projelerin sosyal yönünün olmaması‚ vatandaşımızın adeta bir kölel  gibi davranılması “Kentsel dönüşüm Projelerinin”ın adeta belirli inşaat firmalarının rant elde ettiği ettiği Rantsal Dönüşüm projelerine dönüşmesine sebep olmaktadır.

-Diğer bir çekincemizde kentin merkezinde kalan ve gelir düzeyi düşük insanların oturduğu konutlar ortadan kaldırılacak‚ onların yerine beyaz yakalıların oturabileceği ve gezebileceği konut ve AVM’ler yapılacaktır. Bu şekilde bir finans merkezi olma yolunda adımlar attırılan İstanbulumuzun merkezi yerleri belirli elit bir tabakanın kullanımına sunulacak‚ gelir düzeyi düşük insanlarımız ise şehir merkezlerinden uzaklaştırılmış olacaktır. Böyle bir dönüşüm doğru değildir. Dönüşümde insanlarımız bölgelerinden ve komşularından ayrılmadan yaşayabilecekleri alanlar oluşturulmalıdır. Eğer aidatları çok yüksek siteler oluşturulursa zaten zar zor geçinen vatandaşlarımızın o dairelerin sahipleri olsalar bile aidatlarını ödeyemeyeceğinden yeni konutlarını ellerinden çıkararak İstanbulun çeperlerine doğru çekileceğini‚ onların yerlerine ise Beyaz yakalıların alacağını‚ bunun neticesinde de İstanbulumuzun en güzel ve seçkin yerlerine belirli bir ekonomik seviyenin üzerindeki vatandaşlarımızın odaklanacağını şimdiden tahmin etmek zor değildir. Oysa bizim medeniyetimizdeki mahalle kültüründe her ekonomik sınıftan insanımız aynı mahallede yaşayabilecek şekilde mahalleler inşa edilirdi. Bir fabrikatörün çocuğu ile fabrikada çalışan işçnin çocuğu‚ bir generalın oğlu ile bir imamın oğlu arkadaş olabilmekte‚ aynı okulda okuyabilmekteydi. Oysa Kentsel Dönüşüm bu şekilde uygulanırsa şehrin belirli bölgelerinde belirli gelir seviyesinde insaların adeta Gettolaştığı yapılar oluşacaktır.

-Kentsel dönüşüm neticesinde oluşacak yeni şehir yapısı medeniyet değerlerimizle uyuşmalıdır. ޞehrin kuruluşu ecdadımızın kurduğu şehirlerin kuruluş yapısına uygun olarak inşa edilmelidir. Merkezinde insanımızın sosyal ihtiyaçlarını karşılayabileceği cami‚ kütüphane‚ kültürevleri‚ sergi salonları gibi sosyal alanların olduğu‚ esnafın yaşayabileceği şekilde pazarı olan‚ mahalle kültürümüzü yaşatabileceğimiz şekilde ve mahalle mezarlıklarının ihmal edilmediği mahalleler‚ şehirler kurulmalıdır. Esnafı korumayan‚ AVM’lerin her köşebaşında kurulduğu Mahalle kültürünü yok edici şehirlerin kurulmasına müsaade edilmemelidir.

-ޞu bir gerçektir ki kentsel dönüşümün olması ile İstanbulumuzun nüfusunu daha da artacaktır. Kanal İstanbulun da yapılması durumunda İstanbul zaman içerisinde 30 milyon nufusa sahip bir kent haline gelecek‚ Anadolu boşalacak ve adeta hayalet bir şehir haline gelecektir. 30 milyonluk bir şehirde yaşamak siz ne tür tedbirler alırsanız alın yaşayanlarına mutluluk verecek bir yapıda oluşturulamaz. Kentsel dönüşümde İstanbulun nüfusunu arttıracak yaklaşımlardan uzaklaşılmalıdır.

ޞu ifade  ne kadar doğrudur “Bir şehri inşa eden değerle‚ o şehirde yaşayan insanların sahip olduğu değerler ne kadar çok uyuşursa‚  şehir yaşayanlarını o kadar mutlu eder”. Evet biz yaşayacağımız şehirlerimizi belki geçmişte Milletimizin değerlerini önceleyerek inşa ettik ama artık ne yazık ki yeni şehirlerimiz bizim değerlerimizi değiştirecek‚ dönüştürecek şekilde inşa ediliyor. Artık nasıl rant elde edebileceğimizi değil‚ kendi öz medeniyet değerlerimize önceleyerek yeni şehirler inşa edelim. İşte o zaman bizim dedelerimizi andığımız gibi bizden sonraki nesillerde bizleri hayırla anar.

Ali İhsan Gündoğdu / BasaksehirRehberi.com
Bu yazı 2628 kişi tarafından görüntülendi.


 

Yorumlar


Avatar

MUSTAFA KAPLAN | 22-05-2012 22:00:00

ALİ İHSAN BEY.YORUMLARINIZ VE DÜŞžÜNCELERİNİZİ BİZLERLE PAYLAޞTIОINIZ İÇİN ޞAHSIM ADINA ÇOK TEޞEKKÜR EDERİM.CİDDEN KONUYU ENİNE BOYUNA DEОERLENDİRMİŞž VE BİZLERE İYİ BİR SUNUM OLMUޞ.BAޞARILARINIZIN DEVAMINI TEMENNİ EDERİM.


Avatar

hilmi | 06-05-2012 22:00:00

ALİ İHSAN KARDEޞİM ;
KONUYU BU KADAR SOSYAL PENCEREDEN BAKAN CİDDİ BİR DEОERLENDİRMEYİ KENDİ ÜSLUBUNUZ İÇİNDE ÇOK GÜZEL ANLATMIޞSINIZ. ÇOK İSTİFADE ETTİM. ELİNE KALEMİNE ;YÜREОİNE VE BEYNİNE SAОLIK.İNޞALLAH KONU HAKKINDA YETKİLİ VE ETKİLİLER DE BU YAZINIZDAN KENDİLERİNE DÜŞžENİ ALIRLAR. TEޞEKKÜRLER...


Yorum Ekle

Tüm alanları doldurmak zorunludur

Emlak İlanları

BAŞAKŞEHİR SALKIM ÇARŞIDA BOŞ DÜZGİRİŞ 90 M2 DÜKKAN
BAŞAKŞEHİR SALKIM ÇARŞIDA BOŞ DÜZGİRİŞ 90 M2 DÜKKAN

İstanbul / Başakşehir / Başakşehir

BAŞAKŞEHİR 4.ETAP 1. KISIMDA 68 M2. 2+1
BAŞAKŞEHİR 4.ETAP 1. KISIMDA 68 M2. 2+1

İstanbul / Başakşehir / Başakşehir

BULVAR İSTANBUL DA 170 M2 - 3+1 SATILIK DAİRE ACİLLLL
BULVAR İSTANBUL DA 170 M2 - 3+1 SATILIK DAİRE ACİLLLL

İstanbul / Başakşehir / Başakşehir

Hadımköyde Yatırımlık Daire
Hadımköyde Yatırımlık Daire

İstanbul / Arnavutköy / Merkez Köyler