17 Ekim 2025
Alışkanlıkların Gücü Adına!

Alışkanlıkların Gücü Adına!

Birsen AKYÜZ

“Biz, tekrar tekrar yaptığımız şeyiz. Bu nedenle mükemmellik bir eylem değil, bir alışkanlıktır.”

Bu sözler, tarihçi ve filozof William James Durant’a ait. Günlük hayatımızda farkında olmadan, nedenini sorgulamadan yaptığımız davranışların bir süre sonra karakterimizi oluşturmasının çok önemli bir nedeni var: Alışkanlıklar.

Konuyla ilgili bu yazımı okuyabilir ya da “Alşıkanlıkların Gücü | Hayatımızı alışkanlıklarımız mı belirliyor?” isimli YouTube videomu izleyebilirsiniz.

Mesela sabah gözümüzü açtığımızda ilk olarak telefonu elimize almamızın özel bir nedeni olabilir mi?

Her gün tekrarladığımız davranışlarımızın farkına varma zamanı sizce de gelmedi mi?
Alışkanlıklar, düşünmeden otomatik olarak yaptığımız “tercihleri” ifade ediyor. Tanım içerisinde alışkanlığın bir tercihi meydana getirmesine ayrıca odaklanmamız gerekiyor zira her gün yaptığımız davranışlar, aslında bir başka davranıştan vazgeçmek, bir tercih yapmak anlamına geliyor.

Örneğin yazımın başında verdiğim örnekten yola çıkalım. Neden sabah gözlerimizi açtığımızda yaptığımız ilk iş telefona bakmak oluyor? Ve çok büyük bir ihtimalle bu davranışı her gün tekrar ediyoruz, hem de hiç farkında olmadan ve hiç sorgulamadan. Sabah kalktığımızda telefonla geçirdiğimiz vaktin yerine daha farkı bir davranışı koyabilirdik, örneğin bir günlük tutabilirdik. Yani biz burada farkında olmadan bir tercih yaptık ve bu tercih günün geri kalanını nasıl geçireceğimizi de belirledi.

“Bir alışkanlık ortaya çıktığı zaman, beyin karar verme sürecine tam anlamıyla katılmaktan vazgeçer. Çok çalışmayı bırakır ya da odağını başka işlere kaydırır.”
Charles Duhigg’in The Power of Habit (Alışkanlığın Gücü) adındaki kitabı tam da bu konu üzerine eğiliyor. Kitapta neyi neden yaptığımızı ve nasıl değiştireceğimiz bilimsel makaleler ve örneklerle anlatılıyor.

Oto-pilotta adeta bir robot gibi tekrarladığımız bu davranışların farkında olmak hayatımızı istediğimiz gibi şekillendirebilmemize yardımcı olabilir. Otomatik olarak yaptığımız davranışlarımızı daha iyi bir alışkanlıkla değiştirmek… Yapmamız gereken şey aslında bu. Fakat tabii ki de ifade ettiğimiz kadar kolay bir şey değil davranışları değiştirmek.

Bu noktada insan beyninin nasıl çalıştığını daha yakından incelememiz gerekiyor. Beynimiz sürekli olarak birtakım işleri daha kolay hale getirmek, daha az çaba harcayarak sonuca ulaşmak üzerine kuruludur. İlerleyen bölümlerde de bahsedeceğimiz ödül kavramı burada işin içine girer.

Ödüle daha hızlı ve kolay ulaşabilmek üzerine programlanmış insan beyni, hemen her rutini bir alışkanlığa dönüştürmek üzerine çalışır. Çünkü alışkanlıklar otomatik olarak, beynin çalışmasına gerek kalmadan gerçekleşir. Bu bilgiden yola çıkarak düzenli olarak yaptığımız her şeyin bir alışkanlığa dönüşeceği çıkarımına varabiliriz.

Charles Duhigg’in Alışakanlıkların Gücü isimli kitabında beynin bu çalışmasının sistematiğini çıkarıyor. Kitaba göre her alışkanlık üç adımlı bir döngüden oluşuyor.

Bir Alışkanlığın Döngüsü
İlk olarak bir işaret söz konusu: Her alışkanlık bir işaretle başlıyor, bu işaretle birlikle insan beyni alışkanlığı otomatik bir şekilde nasıl tamamlayacağını biliyor.

İşaret sonrası belirli bir rutin yerine getiriliyor. Bu rutin fiziksel bir hareket veya zihinsel bir aktivite olabilir. Rutini gerçekleştirdikten sonra da kişi sonunda ödüle ulaşıyor.

Bu ödül kişiye tatmin veren, sergilediği davranışı tekrar tekrar yapmasına sebep olan sonuçtur. Beynin işeyişine göre zaman içerisinde işaret ve ödül iç içe geçiyor ve beynimiz işareti algıladığı anda ödülü almak için büyük bir istek duyuyor.

Özetlersek: İşaret, rutin ve ödül. Alışkanlık döngüsünün bu üç adımla gerçekleşiyor. Peki tüm bunları bilmemiz neden önemli?


Çünkü sabah telefonla güne başladığımız döngüyü bir düşünelim. Sabah uyanmamız bir işaret, ardından telefonu elimize alırız. Buradan itibaren artık beynimiz belirli bir rutini takip eder ve çok büyük ihtimalle hem psikolojimizi hem de fiziksel sağlığımızı olumsuz etkileyen böyle bir aktivitenin devamında da bize iyi gelmeyecek rutinleri farkında olmadan devam ettiririz.

Artık saatler geçer ve Instagram’da gezinirken aldığımız dopamin ödülümüz olur. Dopamin bağımlılığına baktığımızda da beynin bu işleyişini görebiliriz.

Alışkanlıklar nasıl değiştirilir?
Charles Duhigg kitapta alışkanlığın tamamen değiştirilemeyeceğini söylüyor. Alışkanlıklar beynimize artık kazınmıştır, izlerini silebilmek mümkün değildir. Bu nedenle, kötü alışkanlıkları tamamen ortadan kaldırmaya odaklanmak yerine, kötü alışkanlıklarımızı iyi alışkanlıklara dönüştürme konusunda kararlı olmalıyız. Burayı açıklamadan önce kararlı olmak konusunun da bence altını çizmeliyiz.

Sabahları beynimizi bulandıran sosyal medyada gezinme seasının bizi nasıl kötü etkilediğinin farkına varmalı ve artık bu döngüden sıyrılamaya istekli olmalıyız.

Çoğu zaman telefonda saatlerin nasıl geçtiğinin farkında değilizdir fakat artık telefonlarımızın ekran süresini inceleyebiliyoruz. Saatlerimizi nasıl harcadığımızı böylece somut bir şekilde görebiliriz.

Farkına varmak ve kendimizi değiştirmeye istekli olmak en önemli nokta. Burada çok çalışmaktan, başarılı olmaktan, yeni yetenekler kazanmaktan en önden olmaktan falan bahsetmiyorum. Kapitalizmin üzerimizde kurduğu bu baskıyı görmezden gelelim noktasında da değilim. Bahsettiğim şey kendi zihinsel refahımızı sağlamakla ilgili bir konu. Kendi içimize dönmek, dünyadaki yerimizin farkında olmak, ruhsal sağlığımız için bir adım atmaktan bahsediyorum. Kendi dünyamızı daha yaşanılabilir kılmak…

Dünyanı Yaşanılabilir Kıl!
Kendi dünyamızı daha yaşanılabilir kılmak için yeni iyi alışkanlıkları nasıl inşa edebiliriz?

Örneğin her zaman sabah kahvemizi içerken sigara içiyorsak, bu alışkanlığı bir başka şeyle nasıl değiştirebiliriz sorusunu düşünmeliyiz. Örneğin endorfin salgılayan ve iyi hissettiren bir şey: Kahvemizi içtikten sonra kısa bir egzersiz rutini yapmak gibi. Çünkü egzersiz yapmak da aynı mutluluğu bize veriyor.

Nasıl mı?

Biz insanlar evrimsel süreç boyunca karnını doyurmak için avının peşinden koşmuş, onu kovalamışız. Dolayısıyla beynimiz, şu an çok kısa sürede büyük gelişmeler sağlasak ve teknolojinin gelişimiyle birlikte hayallerimizin ötesinde bir şeyleri başarabilsek de, bu gelişmelere adapte olabilmesi pek tabii ki güç oluyor. Bize kendimizi iyi hissettiren, mutluluk enzimlerini beynimizin salgılamasının doğal bir yolu, beynin yüzyıllarca öğrendiği üzere, vücudumuzun hareket halinde olmasından geçiyor.

Hareket etmek: Avına ulaşmak, karnını doyurmak demek olduğu gibi daha sağlıklı olmak dolayısıyla daha uzun yaşamak, nesillerini devam ettirmek demek olduğu için beynimiz bizi mutlu hissettirerek ödüllendiriyor.

Dolayısıyla şu an sahip olduğumuz pek çok alışkanlığı daha iyi bir alışkanlıkla değiştirebiliriz.
Alışkanlıklarımıza odaklanmak şu açıdan da çok önemli, biz çoğu zaman hayatımızda daha büyük şeylere odaklanırız. Kendimize büyük hedefler koyarız. Örneğin: Birkaç ayda bir dil öğrenmek, bir günde sınava çalışmak ya da çok kısa bir zamanda ev almak gibi. Ama bu sonuçlara ulaşabilmek için zamana ihtiyacımız olduğunu unuturuz. İstediğimiz şeylere ulaşabilmek bir süreç gerektirir ve süreçten keyif almak ödülün bir parçası olmalıdır.

Hayatımızı çok küçük dokunuşlarla değiştirebiliriz. Bu değişimi çoğu zaman kısa vadede göremeyiz belki ama uzun vadede hayatımızın nasıl değiştiğini görebiliriz.

Bu nedenle zamanımızı ve dikkatimizi başaramadıklarımıza değil, başarabildiklerimize, şu an sahip olduklarımıza ayırmamız gerekiyor.

Russian Doll dizisini izleyenleriniz bilir. Dizi aynı gece sürekli olarak ölen ve devam eden bir zaman döngüsünde sıkışan Nadia’nın hikayesini anlatıyordu. İşte o aynı gecede sıkışıp kalmamak için küçük de olsa bir şeyleri farklı yapmamız gerekiyor ve bunu ancak gün içinde önemsiz gibi görünen fakat hayatımızı doğrudan etkileyen alışkanlıklarımızın farkına vararak yapabiliriz.

Yazarı Takip Et

Bu yazı 561 kişi tarafından görüntülendi.


 

Yorum Ekle

Tüm alanları doldurmak zorunludur