16 Ekim 2025
DÜNYA'DA V E TÜRKİYE'DE NÜFUS ANALİZLERİ

DÜNYA'DA V E TÜRKİYE'DE NÜFUS ANALİZLERİ

Levent AKSU*

Nüfus belirli bir bölgede, belirli bir zaman dilimi sürecinde yaşayan
toplam insan sayısıdır. Bu yeryüzü üzerindeki bölge, bir köy, bir kasaba, bir
kent, bir metropol, hatta bir kıta gibi değişik yerleşim birimleri şeklinde olabilir.
İnsanoğlu yeryüzünde yaşamını; bir klan, bir aşiret, bir topluluk, bir cemaat, bir
millet gibi çeşitli büyüklerde ve çeşitli yoğunluklarda yaşamını sürdürür. Öyle ki
bazı yerlerde yeryüzü coğrafyasının insan yaşamına elverişli olmadığı alanlarda,
km2
'ye 1 kişi düşer; Moğolistan, İzlanda, Avustralya gibi ülkelerde, bazen de
Monoco gibi ülkelerde km2
'ye 28100 kişi düşmektedir. Nüfus yoğunluklarının
bu kadar farklı miktarlarda arz etmesinde temel neden insan-3coğrafya-doğal
kaynak ilişkisidir. Yeryüzünde nüfusun tabii şartlar bakımından" elverişli
bulunan dört bölgede toplandığı görülmektedir; Güney-Doğu Asya, Batı-Orta
Avrupa, Afrika (Orta-Güney Afrika), dördüncü olarak, A.B.D.'nin Batı-Doğu
kesimleri.
Nüfus, popülasyon miktarı olarak literatürde mana bulur. Fertler
popülasyona doğum veya bir göç sonucu katılırlar, ölüm veya çeşitli sebeplerle
ayrılırlar. Eğer bir popiilasyonun çevre şartlan değişmeden aynen kalabiliyorsa
üyelerinin (insanların) sayısında bir dengenin mevcut olduğu görülür. Eğer
çevre şartları değişiyorsa, fertlerin kaybı veya yine fertlerin eklenmesi sonucu
popiilasyonun (nüfusun) büyüklüğü azalır veya artış gösterir. Buna göre doğum,
ölüm ve iç-dış göç hareketlerinin nüfusun büyüklüğü üzerinde önemli etken
olduğu görülmektedir.
Toplumların nüfusunu sayı yönünden (nitelik ve nicelik olarak) inceleyen
bilime "Demografı" denir. Bu bilimin amacı ve konuları; doğum, ölüm, göç
hareketleri, yaş, cinsiyet durumu, eğitim alma durumu ve etkileri, dini inançları,
geleneklerine ve göreneklerine göre yaşama tarzları, aile yapıları, iktisaden faal
olma durumları, evlenme ve boşanma oranlan, ekonomik gelişme seviyesine
etki eden işgücü miktarı, işsizlik oranları, bağımlılık oranları ve mesleklerine
Sosyal Yapı-Sosyal Değişme Yüksek Lisans Öğrencisi
220 Levent Aksu
göre dağılımı olmak üzere pek çok konu nüfus yapısını etkileyerek,
demografinin konusunu teşkil etmektedir.
Diğer bir tanıma göre, "Demografi bilimi"; nüfusun yapısını, oluşum
şekillerini ve zaman için de nüfusla ilgili olarak ortaya çıkan olayları, kantitatif
ve istatistik metodlarıyla ortaya koyan bir disiplindir.
Günümüzde demografi bilimi (nüfus bilimi), genellikle toplumbiliminin
bir dalı sayılmaya başlanmıştır 1
. Bu bilimin iktisat, coğrafyanın bütün kollarıyla
ve.özellikle beşeri coğrafya ile yakın ilişkisi söz konusudur. Ayrıca etnoloji,
antropoloji, istatistik, ekoloji, jeoloji (yerbilim) gibi pek çok bilim ile yakından
ilişkisi mevcuttur. Zaten konusu insan olan demografinin bütün bilimler ile az
çok ilişkisi vardır. Demografı bilimi konusunu ve kökenini; ekonomi, tıp,
istatistik, biyoloji, coğrafya ve tarih gibi bilimlerle münasebeti sonucunda
oluşturmuştur. Demografi bilimi matematik ve İstatistik (kantitatif ölçümler)
metodunu kullanarak, nüfusun yapısı nitelik ve nicelik olarak belirleyerek
sayılarla ifade etmeğe çalışır. Zamanla bu metodları ve bilimleri kullanarak,
toplum bilimi ile birleşik bir nitelik kazanmaya başlamıştır. Toplumbilimin
konuları ile demografı biliminin konuları arasında, birbirine geçmiş konular ve
kavramlar bulunmaktadır. Örneğin, evienme-boşanma oranları, aile yapıları,
^ö^hrae te tİCTirb^
girmektedir.
Demografı bilimi istatistiklerden, anketlerden, nüfus' sayımlarından,
planlama projeksiyonlarından ve tahminlerden yararlanarak, • nüfusun
karakteristik yapılarını ortaya koymağa çalışır. Demografi sözcüğünü ilk olarak
1885 yılında ortaya atan, Fransız Achille Guillard'dır. Bu sözcük Yunancadaki;
Demos (halk), grafein (çizmek, Betimlemek) sözcüklerinin birleşmesinden
oluşmaktadır .
Yukarıda anlatmaya çalıştığımız gibi, bir ülkede nüfusu belirleyen temel
etmen, doğum oranları ile ölüm oranları arasındaki farktır. Bu fark bize doğal
nüfus artışını vermektedir. Bir ülkenin yada toplumun doğal nüfus artışında
daha önce belirttiğimiz gibi diğer sebeplerde teşkil etmektedir. Bunlardan
bazıları ülkenin herhangi bir savaş sonrasında toprak kazanması veya
kaybetmesi, (savaşlar nedeniyle erkek nüfusta meydana gelen azalma) salgın ve
bulaşıcı hastalıklar, (veba, tüfıis. kolera, sıtma gibi) dış göç hareketleri, doğal
afetler, (deprem, sel, erozyon gibi) coğrafi iklim değişiklikleri, doğal
kaynakların bolluğu veya azlığı, gıda ve beslenme kaynaklarındaki kıtlık ve
bolluk gibi nedenler, nüfusun büyüklüğü, hareketliliği, ve yoğunluğu üzerinde
1
 Sıılhi Dünmezer, Toplumbilim, Beta Basım" Yayım, İstanbul 1994, 11. Bası, s.64;
Ayrıntılı bilgi için Bkz; "Büyük Ekonomi Ansiklopedisi", Sabah Yayınları, İstanbul 1990, s. 137,
Dünya'da ve Türkiye'de Nüfus Analizleri 221
tesirleri vardır.
Ülkelerin nüfusu ve nüfusların yeryüzünde dağılış şekilleri sosyoloji
(Toplumbilim) ile yakından alakalıdır. Bir toplumun nüfus sayısı, artış hızı,
konut durumu, çocuk sayısı, bölgelerin yada toplumsal grupların, nüfus içindeki
payları gibi özellikler ile sosyal olgular arasında bir korelasyon mevcuttur. Bu
bakımdan toplumbilim ile demografi bilimi birer kardeş bilim olarak
adlandırabiliriz.
OPTİMUM NÜFUS TANIMI
İktisadi koşullar açısından, en uygun (optimum) nüfus bir ülkenin belli bir
gelişme düzeyinde üretim teknolojisi ve diğer kaynakları sabit kalırken, kişi
başına üretimin en çok arttıran toplam nüfus miktarıdır. Diğer bir ifade ile bütün
koşullar aynı kalırken ülke nüfusundaki bir artış veya azalışın topluma herhangi
bir yarar sağlamadığı durumundaki nüfus miktarıdır . Bilindiği gibi dünya
nüfusu hızla artış göstermektedir. 1980'de yılda 75 milyon insan nüfusa ilave
olurken 1990'da bu sayı yılda 93 milyona yükselmiştir. Yani net nüfus artışı
%1.7-1.9 oranında bir artış göstermiştir. Ortalama olarak nüfus her 35 yılda bir
kat artacağı ve sınırın çok yakında aşılacağını iddia etmektedirler3
 . Bu nüfus
artışının beraberinde getireceği ciddi sorunları dünyamız bugünden tartışmaya
başlamıştır. Dünyanın kaynaklarının ne kadar insanı besleyeceği, nüfus
yoğunluğunun ve ülkelerin nüfus büyüklüklerinin
4
gelecek yüzyılda hızlı bir
oranda artması gibi konular ele alınmaktadır. Nüfus bilimcilerin yapmış
oldukları tanıma göre; "dünyanın insanları belirli bir hayat standardında
yaşamını idâme ettirebilecek, gelir dağılımından adil olarak faydalanılabilecek,
sefalet ve açlıkla yüz yüze getirmeyecek en uygun hayat (standart) sınırı
optimum nüfus" olarak kabul edilmektedir.
İnsan iktisadi faaliyetin en önemli unsurudur. Çünkü, hem üretici ve
hemde üretilen mal ve hizmetlerin tüketicisidir. Bir ülkenin ekonomik gelişme
sağlayabilmesi için rasyonel bir tabii çevre yanında, nüfusunda istenilen nitelik
ve nicelikte olması gerekir. Ülkedeki nüfus miktarı iktisadi kaynakları ile gerek
nitelik ve nicelik yönünden dengeli olması gerekir. İşte böyle bir denge sağlayan
nüfusa optimum adı verilir. "Optimum nüfus" ülkenin tabii kaynaklarını mevcut
sermaye ile en iyi şekilde işleyip donatılabilen nüfus miktarıdır 4
 . Nüfus
yoğunluğunun ya da genel olarak nüfusun nisbeten az olması tabii kaynakların
ve üretim gücünün atıl kalmasına, verimsizleşmesine, sebep olur iken, nüfusun
istenilen optimum miktarının üzerine çıkması da açık işsizliğe veya gizli işsizlik
2
 E.Tokgöz, Büyük Ekonomi Ansiklopedisi, Sabah Yayınları, İstanbul 1990, s.469-470.
5
 NıırSerter, Türkiye'nin Sosyal Yapısı, İstanbul 1994, s. 16-17.
4
 Süreyya Hiç. Türkiye Ekonomisi 2, Menteş Kitabevi. İst. 1990, s.9.
222 Levent Aksu
(az gelişmiş ülkelerde) rastlanır. Gelir dengesi bozulmuştur.
Görülüyor ki, bazı yerlerde nüfus fazlalığından, bazı yerlerde ise nüfusun
azlığından şikayet edilmektedir. Belirli amaçlara ulaşabilmek için- (İktisaden
kalkınmayı sağlayan) gerekli nüfusa "optimum nüfus" denilir. Bu amaçlar,
herkese iş sağlanması, uzun yaşama ve sağlık, bilgi ve gelişmiş kültür, ortalama
hayat standardı, aile istikran, sosyal ahenk gibi 5
 . Böylece optimum nüfus
kriterleri ortaya konulmuştur.
Optimum nüfus görüşünü savunanlara göre, toplumda nüfus artışları ilk
aşamada işbölümünü yaygınlaştırıp genişletmesi, daha etkin (rasyonel) kaynak
dağılımına imkân vermesi, ekonomide artan verim kanununun işlemesine
sağlamaktadır. Ancak nüfus artışının devam etmesi halinde durum tersine
dönmekte ve azalan verim kanunu işlemeye geçecektir. Bu yüzden bu iki aşama
arasında işgücü başma verimin en yüksek olduğu nüfus nisbetinin (optimum
nüfus) saptanması önem arzetmektedir6
.
1860'dan beri optimum nüfus iktisaden gelişmiş memleketlerde artmıştır.
Bir süreden beri Avrupa memleketlerine doğru bir işçi göçü vardır. Oysa geçen
yüzyılda göç Avrupadan dışarıya doğru idi (41 milyon kişi Amerika kıtasına göç
etmiştir). Oysa-hııgı in Avrupa memleketlerinde optimum niifııs artmıştır 7
Bu teoriyi savunanlara göre; sadece nüfustaki değişmeyi, dikkate alan
diğer faktörlerin (teknoloji, sermaye, tabii kaynaklar...) sabit kabul edildiği var
sayınıma dayanmaktadır. Bilindiği gibi her ekonomide, nüfusun yanında
sermaye birikimi, teknolojik yenilik, tabii kaynaklardaki nisbi artış veya azalış^
üretim organizasyondaki değişmeler olmaktadır. Yani, diğer faktörler sabit
kalamamaktadır. Bunun üzerine bu teoriyi savunanlar "optimum nüfus" kavramı
yerine, "optimum nüfus artışı" kavramını kullanmaktadırlar. Bu kavrama göre,
bir ülke için her dönemde geçerli olan sabit ve tek bir optimum nüfus düzeyi
yerine ekonomide belli bir sermaye birikimi, belirli bir teknolojik değişme, tabii
kaynakların rasyonel kullanılımına imkan veren nüfus artışı üzerinde
durulmaktadır. Yani "optimum nüfus artışı" kavramı gelişen nüfus artışına
paralel, gelişen sermaye birikimini, yatırımları, tabii kaynakların verimli
kullanılarak insanların ihtiyaçlarını karşılayabilecek ve bunların en uygun
şekilde işlenip donatılarak, üretimde bir artış yaratarak, gelir düzeyini
yükseltmesi hedef alınmaktadır.
DÜNYA NÜFUSUNUN TARİHÇESİ
5
 Sulhi Dönmezer, Toplumbilim, İstanbul 1994, 1 l.basy, s.69.
6
 E.Tokgöz, Büyük Ekonomi Ansiklopedisi/Sabah Yayınlan, İstanbul İ990,i.470!
7
 Sulhi Dönmezer, Toplumbilim, İstanbul 1994, 11.bası, s.69.
Dünya'da ve Türkiye'de Nüfus Analizleri 223
Dünya nüfusu ile ilgili bilgi ve belgelerin eski çağlarla alakalı olanları
tam olarak bilinmediğinden büyük ölçüde tahminlere dayanmaktadır.
CIPOLLA'ya göre dünya nüfusunun M.Ö. 10.000 yıllarında ziraat devrimi,
başlarken 2 ila 20 milyon arasında olabileceğini belirtmiştir. Bu 20 milyon
ziraat devriminden önce dünya nüfusunun azami miktarıdır. Asgâri miktarın 2
milyon civarında olduğu düşünülmektedir. Fiili nüfus muhtemelen 5 ila 10
milyon arasında idi diyebiliriz 8
 . M.Ö. 10 bin yıllarında insanlar yerleşik hayata
geçerek ziraatle uğraşmaya başladılar. Bitki yetiştirmeyi, hayvanları
ehlileştirmeyi öğrenerek Neolitik devrim olarak da adlandırılan bir ekonomik
gelişme yapısı olmuştur. Avcılık ve toplayıcılıktan geçinen ilkel topluluklarının
yerleşik tarıma geçişi insanın ekonomik, sosyal ve teknik gelişme hızını büyük
ölçüde arttırmıştır. Ziraat devrimi yukarıda belirttiğimiz nüfusun azami miktarı
aşmasına olanak sağlamıştır. Neolitik çağda insanlar ekilebilir topraklara
kavuşabilmek amacıyla yaptıkları göçlerle ve bu devrin yeni buluşları (çapa,
saban, iplik.ile dokuma, çanak-çömlek imali, taşların cilalanarak teknik olarak
kullanılması etrafa yaymış oluyorlardı. Gübreleme, ürün rotasyonu, nadasa
bırakma gibi toprağı kullanımına fırsat veren ve verimliliği arttıran usuller
bilinmediğinden bu çağın çiftçileri devamlı olarak yeni topraklara göç etmekte
idiler.
M.Ö. 8 bin yıllarında artık insan yerleşik hayata geçerek tarıma son
derece elverişli üretim rotasyonları ve nadaslama yöntemleri sonucunda tarım
alanlarına ve yerleşik hayata geçmeye başladığının emareleri görülmektedir.
Meselâ, M.Ö. 8 bin yıllarında Filistin (Eriha) ve çevresinde yerleşme alanı 4
hektar civarında idi. İnsanlar çevrelerini tanıyarak daha önce topladıkları ve
avladıkları hayvan ve bitkileri ehlileştirerek beslemeğe ve yetiştirmeye
başlamıştır. Yine tarih öncesi Neolitik Avrupasında Bulgaristan'ın Zagra şehri
yakınlarında bulunan Karanova köyünde 50-60 hane vardı. Bu hanelere tekabül
eden insan sayısı yaklaşık olarak 300 kadardı. Buna benzer bir durumda,
Köln'iin güneybatısında bulunan Köin Lindental köyünde yaşayan insanların
sayısı da muhtemelen en fazla 300 kadardı 9
 . Genel olarak söylenebilir ki;
toplumlar zirai yapıları nedeniyle sayısız küçük toplulukların oturma ve
yerleşme birimlerinin tarihinden ibaret kalmıştır. Topluluklar küçük boyutta
olmasına rağmen, aileler kalabalık ve genişti. İşte bu durum bize gösteriyor ki;
tarım kesiminde ziraatle uğraşan aileler tarihler boyunca kalabalık ve üç nesil
bir arada yaşamışlardır.
Arkeoloji ve Antropoloji araştırmalarının bize göstermiş olduğu bilgi ve
Durand, J.D., 1958, World Population: Trends and Prospects, Glencoe, III.s.29. Ayrıntılı bilgi için,
CIPOLLA, CM. , Dünya Nüfusunun İktisat Tarihi, s.98-115.
Cipolla, O.M. Dünya Nüfusunun İktisat Tarihi, Ötüken yayınları, İst. 1992, s.96.
224 Levent Aksu
bulgular; avcı, balıkçı ve toplayıcı toplumlarında km2,
ye 1 kişi düşmeye,
başlamışsa, nüfus yoğunluğunda aşırı derecede bir artışın başladığı söylenebilir.
S.Piggott'a göre; (yaptığı araştırmalarda) anoloji yolu ile yapılan tahminlere
göre 200 km2
'de 3 ile 13 kişi arasında değişmektedir. Buna göre avcılıkla
geçinenler 20-25 kişilik gruplar halinde yaşamakta idiler. Büyük hayvanı
avlamak için olgun erkek sayısı 5 idi ve bu 4 veya 5 aileye tekabül ediyordu. Bu
miktar ailenin toplam mevcudu 25'i pek geçmezdi. Her halde varabileceği son
sınır elinin altında idi .
Lewis R.Binford tarafından geliştirilen teoriye göre, neolitik çağda tarıma
geçişi (ziraate dayalı ekonomiyi) ele alma noktası nüfus artışıdır. Göçler ile
meydana gelen nüfus yığılması, (yoğunluğu) doğal kaynaklar üzerinde bozucu
bir etki yaratmıştır. Artan nüfus mevcut topraklar üzerinde barınamadığından
topluluklar arası iç savaşların görüldüğü dönemlerdir. Bu teoriye göre nüfus
yığılması, (baskısı) önce büyük hayvanların avlanmasına daha sonra daha küçük
hayvanların avlanmasına ve nihai olarak ta toplayıcılıktan tarıma geçilmesine
neden olmuştur. Yapılan araştırmalara gore ziraat devriminin insanoğluna
getirdiği en büyük fayda, göçebe hayatından yerleşik tarım hayatına geçmesine
olanak sağlamıştır. Nüfus miktarı artmıştır, insanların yerleştikleri alanlar
genişlemiştir. İlkel devlet yapısı ortaya çıkmıştır, ticaret nisbi olarak gelişmiş,
yerleşim- birimleri- arasında--trampa^^-(-mal—değiş-tekuş)—şeklinde—yapı lmayabaşlamıştır.
M.Ö. 6000 ile 3000 yılları arasında ortaya çıkan bir dizi sosyal değişme
ve .teknik ilerleme, küçük neolitik yerleşim birimlerinin şehirlere dönüşmesini
sağladı 1 0
 . Bu dönemde ortaya çıkan en önemli teknik icat, yazının bulunması ve
kullanılmasıdır. (Mezopotamya'da ve Mısır'da kullanılan çivi yazıları gibi)
Bakırın işlenerek kullanılmaya başlaması, tekerleğin icadı, yelkenli gemilerin
Ege'de ve Akdeniz çevresindeki şehirlere ticareti arttırması ve buna bağlı olarak
nüfus yoğunluğunun buralarda toplanması, Ege denizi kıyısındaki tarıma ve
ticarete dayalı şehirlerin oluştuğu görülür; Efes, Milet, Priene, Atina, Pergamon
gibi şehirler hızla Akdeniz havzasında yayılmaya başlamıştır. M.Ö.4000
yıllarında sürekli köyler teşekkül ettikten sonra tarıma bağlı olarak ticaretin
Akdeniz havzası, Mezopotamya ovasında, Mısır'da Nil vadisi boyunca,
Anadolu ve İran platolarında gelişmeye başladığı görülmüştür.
Ticaretin ve tarımın gelişme göstermesi nüfus artışı üzerinde olumlu etki
Bu konuda, Ratzel, F.antlıropogeographie, Il.kısım, sayla 255,265, 1981 Stuttgart. BRAIDWOOD, R.J., and
REED, C.A., 1957 The Achievement and Early Consequences of Food production, Vol. 22, Population
studies: animal ecology and demography, New York, s.21-23. Kaynaklardan avcılık ve ailedeki-fert sayısı,
nüfus yoğunluğu hakkında Bkz. - - - - — •• -
1 1 1
 Tevfik Güran, İktisat Tarihi, İstanbul 1990. s.8-9.
Dünya'da ve Türkiye'de Nüfus Analizleri 225
oluşturduğu görülmektedir. Nüfus artışını destekleyen ekonomik genişlemesinin
iki kaynağı vardı; bir yandan tarıma açılan yeni toprak ve kaynaklar arzı üretime
sokulurken, öte yandan tarımda gerçekleştirilen teknolojik ve bilimsel
gelişmeler, verim artışı sağlatıyordu. Ancak yeni toprak ve kaynak arzı sürekli
olmaması, ayrıca teknolojik gelişmenin nüfus artışına paralel bir verim artışı
sağlayabilecek ölçüde gelişmesine imkan verecek, bir yapının mevcut olmayışı.
Artan nüfusa karşı ekonomik imkanlarının ayak uydurması bazen başarı
sağlamış ve bazen de azalan verim kanunu işlerlik kazanarak, nüfus artışına
paralel ekonomik genişleme sağlanamamıştır. Günümüze yaklaştığımızda
dünya nüfusu zaman içinde büyük artış göstermiştir. Dünya Bankası Kalkınma
Raporuna göre, M.S. 1. Yüzyılda dünya nüfusunun 300 milyona yükseldiği ileri
sürmüştür. Örneğin, M.S. 2. Yüzyılda Roma İmparatorluğunun nüfusu 60
milyon civarında idi. Ortalama nüfus yoğunluğu ise 16 kişi idi. Yine bir örnek
verecek olursak Avrupa nüfusu 1340'larda en azından 80 milyon civarında idi.
1348 yılında görülen büyük veba salgını ile yaklaşık 25 milyon insan Avrupa
kıtasında hayatını yitirmiştir. 1347 ile 1500 yılları arasında 80 milyondan 50
yada 60 milyona inmiştir. Bu süre zarfında salgın hastalıklar, yıllar boyu süren
savaşlar, açlıklar, kıtlıklar, ölüm oranlarında çarpıcı biçimde yükselmelere
neden olmuştur. Avrupa nüfusu ile ilgili bili ve belgelere göre ortaçağ boyunca
düşük doğum oranları ve yüksek ölüm oranlan nedeniyle nüfus artışı düşük
kalmıştır. Bu bakımdan Avrupada Asyada görülen hızlı nüfus artışı nisbetinde
bir artış görülmemiştir. M.S. 12. Yüzyıllarda Avrupa'da 25 bin nüfuslu şehir
görmek çok nadirdi. Örneğin, Avrupa'da 16. Yüzyılda bile şehirlerin ortalama
nüfusu 5.000 ila 20.000 arasında idi ve 20.000'den fazla nüfuslu olanları büyük
şehir sayılıyordu".
Sanayi devriminin başlarında M.S. 1750 yılında dünya nüfusu 650 ila
850 milyon arasında bulunuyordu. Bu nüfusun büyük ihtimalle %80 civarında
bir bölümü Avrasya'da yaşıyordu1 2
 .
Duraııcl, J.D., 1958, World Population: Trends and Prospects, Olencoe, 111. s.29. Ayrıntılı bilgi için,
CIPOLLA, Curio, Dünya Nüfusunun iktisat tarihi, s.98-115.
Cipolla, C,M. Dünya Nüfusunun iktisat Tarihi. Ötüken Yayınları, 1st. 1992, s.97. Orijinal Baskısı;
"The Economic History of World Population, New York, 1978.
226 Levent Aksu
1650-1986 YILLARI ARASINDA DÜNYA NÜFUSU
Yıllar
Dünya Nüfusu
Artış Hızı
(%)
Gelişmiş Ülkeler
Nüfus Artış Hızı
Gelişmekte Olan
Ülkeler Nüfus Artış
Hızı (%)
1650-1750 3.4 3.4 3.4
1750-1800 5.0 6.2 4.7
1800-1850 4.3 8.3 • 3.1
1850-1900 6.8 11.0 . 5.3
1900-1920 6.5 9.2 5.2
1920-1940 11.1 8.5 12.8
1940-1950 11.0 3.5 14.4
1950-1986 17.0 3.0 29.0
KAYNAK: DİE, İstatistik Cep Yıllığı (1990), Ankara 1991, s.292.
Dünya nüfusu hızlı tırmanıyor
Yıl
2030
2020
I
2010
2000
1990
1980
1970
1960
1950
7;032i
5.205
j 3.019
1
2.516
1000 2000 300+ 0 4000 5000 6000 . 7000 8000 9000
KAYNAK: Capital, Kasım 1996, ş.80-81.
Sanayi devrimi ile karşımıza çıkan tam bir nüfus patlaması olayıdır.
Nüfus artışının nedenleri ortaçağ Avrupa'sına nazaran daha az hastalığa
yakalanması, doğum oranlarının yükselmesi ve insan ömrünün uzamasıdır.
Ayrıca ekonomik refahın genişlemesi, tarım hakim ekonomik faaliyetten çıkıp,
sanayi ve hizmetler sektörü önem kazanmaya başlayarak mamul mal üretimine
geçilmiştir. Bunun neticesi olarak kırdan şehre göç başlamıştır. Bu nüfus
şehir'de işgücünü oluşturmuştur.
Dünya'da ve Türkiye'de Nüfus Analizleri 227
1650-1900 yılları arasında nüfus tahminlerine göre nüfus bilimcileri farklı
ancak birbirine yakın sayılar ileri sürmüşlerdir. Buna göre 1650 yılında dünya
nüfusu 450-550 milyon, 1750'de 700-800 milyon, 1850'de 1 milyar ila 1.2
milyar, 1900'de ise 1.5 ila 1.6 milyar arasındadır' 3
.
1650-1750 arasında dünya nüfusu muhtemelen yıllık %0.3-0.4 oranında
bir artış olmuştur 1 4
 . 1950'de 2.5 milyar civarındaydı. 1960'da 3 milyarı aşan biı
miktar halen her zamankinden daha hızlf biçimde artmağa devam etmektedir.
Yıllık ortalama artış miktarı, 1850-1900 döneminde %0.7, 1900-1950
döneminde ise %1 civarında idi. Bu oran 1950-1960 arasında %1.8'e, 1965-70
arasında %2 civarında artış olmuştur. 1970'den sonra ise her 10 yılda yaklaşık
olarak 800 milyon insan dünya nüfusuna eklenmiştir 1 5
.
1750-1950 Döneminde Dünya Nüfusu
(Milyon Olarak)
Yüz Ölçümü
(Km 2
Olarak) 1750 1850 1950
Dünya toplamı 135 750+100 1200+100 2485(+5%)
Afrika 30 100 (?) 100 (?) 217
Amerika 42 15+5 60+10 328
Asya 27 500+50 750±5 0 1355
Avrupa 5 120+10 210 392
Okyanusya 9 2 (7) 2 13
S.S.C.B. (Eski) 22 30+5 60+5 180
KAYNAK: 1750 ve 1850 için verilen miktarlar, Wilcox ile Carr-Saunders'in
yaptıkları hesaplamaların gözden geçirilmesinden çıkan
rakamlardır. 1950 yılına ait j-akamlarB.M. İstatistik Yıllığının 1971
sayısında yıl ortası için yapılan hesaplamalardan alınmıştır.
Birleşmiş Milletler verilerine göre 1 Temmuz 1989'da dünya nüfusu, 5
milyar 234 milyondu. 2000 yılında bu sayının 6 milyar 158 milyona ulaşacağı,
2025 yılında ise dünyada 8 milyar 467 milyon insan yaşacağı tahmin
edilmektedir. Geleceği ilişkin bu tahminler, günümüzdeki nüfus artış hızı dikkate
alınarak yapılmaktadır. Günümüzde her yıl 1.78'lik bir artış hızı ile dünya nüfusuna 93
A.M. Carr-Saunders; World Population, London 1964, J.O.Durand, The Modem Expansion of
World Population, Proceedings of the American Philosophical Society, June 1967.
Mois, R. 1955, 14-17. yüzyılda Avrupa'daki şehirlerin demografik tarihi tanıtımı, 2.Bölüm, Louvain, s.41.
Cipolla, C.M., Op.Cill, s.98-99.
228 Levent Aksu
milyon insan eklenmektedir .
Dünya nüfusunun 1950-1986 döneminde %ol 7.0'lık bir artış hızına ulaştığı ve
bu artışta da %o29'la gelişmekte olan ülkelerin büyük pay sahibi oldukları
görülmektedir17
. Dünyada meydana gelen teknolojik ve bilimsel gelişmeler; nüfus
artışının meydana gelmesine sebebiyet vermiştir. Daha öncede değindiğimiz gibi, ilk
olarak ziraat devrimi ile başlayan nüfus artışı ve bunu izleyen sanayi inkılabı ile tam bir
nüfus patlaması gerçekleşmiştir. Üçüncü o tarakta- "Bilgi Teknolojisi ve Elektronik
Çağ" ile devam eden dünya nüfus artışı yukarıya doğru bir trend çizmektedir.
1950'lerden itibaren başlayan bilimsel devrim ile Tıp, Sağlık, beslenme ve hayat
standartlarının yükselmesi sonucunda hem nüfus artar iken, ortalama ömür süresi de
yükselmiştir. Dünyada bugün ortalama ömür süresi 63 yıldır. Gelişmiş ülkelerde 73 yıl
olan ortalama ömür süresi, az gelişmiş ülkelerde 60 yıla düşmektedir. Ortalama yaşam
süresinin 51 yıl olduğu, Afrika latalar arasında en düşük ortalamaya sahiptir.
Birinci sanayi devriminden bu yana dünya nüfusunun göstermiş olduğu
gelişmeye bakıldığında, 1750'li yıllardan günümüze kadar geçen 250 yıllık süre içinde
dünya nüfusu yaklaşık olarak 8 kat bir artış göstermiştir. Prof. Kuczynski'nin
hesaplarına göre, 1800 yılında bütün dünyada "Beyazların" sayısı 200 milyon iken
1930'da 700 milyona yükselmiştir. Dünya nüfusu ise 1800'li yıllarda 910 milyon iken
-i930^a^Hmly^rwTTrt^
içinde beyazların oranı 1800'li yıllarda %22'den 1930'da %35'e çıkmıştır18
. 1650¬
1750 yılları arasında %o4 olan dünyanın yıllık nüfus artış hızı, 1900-1950 yılları
arasında %o9'a yükselirken, Avrupa kökenlilerin artış oranı %o3'ten, %ol0'a
çıkmıştır19
.
1960'da 3 milyara ulaşan dünya nüfusu, 1960-1970 döneminde dünya nüfusuna
her yıl net olarak 68 milyon insan katılmıştır. 1976' yılında 4 milyara yükselmiştir.
1970-1980 yılları arasında dünya nüfusuna her yıl net olarak 74 milyon insan nüfusa
ilave olurken, 1980-1990 yılları arasında dünya nüfusuna her yıl net olarak 84 milyon
insan katılmıştır.1990-2000 yılları arasında dünya nüfusunda ciddi bir artış trendi ile bu
sayı 93 milyona yükselmiştir. 1991 'de 5,384 milyar olan dünya nüfusunun ikibin
"' Temel Britannica, London 1992, cilt 13, s.l 13-114.
1 7
 Nur Serter Türkiye'nin Sosyal Yapısı, İstanbul 1994, s. 13-14.
1 8
 Cipolla, C.M.. Op.cilt., s. 100-101. Ayrıntılı bilgi için bkz. Kııczynski, R.R.I943. Population, Encyclopaedia
of Social Sciences. Cilt 12, s.240-48.
'
l )
 Nur Serter, Türkiye'nin Sosyal yapısı, Filiz Kitabeyi, İstanbul 1994 s.13-14.
Dünya'da ve Türkiye'de Nüfus Analizleri 229
yılında 6,1 milyarı aşması beklenmektedir. İşte bu hızlı artış, her 10 senede bir
dünya nüfusuna yaklaşık tablo nüfus ve yıllık ortalama artış
>
??
H er
n
O
a
Cd
a
S: 3
*<:
da
§
su
3
O
ö
CD
<
2-
o
3
S
3
CD
o 3-
DÜNYA
OECD ÜLKELERİ
YÜKSE
K GELİ
R GRUBU
DİĞE
R ÜLKELE
R i
LATİN AMERİKA ve
GARİBBEAN
ORTADOĞ
U ve KUZEY :
AFRİKA
1
AVRUPA
GÜNEY ASYA
DOĞ
U ASY
A ve PASİFİK
AFRİKA (Sub Sahara)
FAZLA BORÇLU
ÜLKELER
o
—i
>
o
m

g
S
d
DÜŞÜ
K GELİ
R GRUBU
ÜLKELER GRUBU,
DÜŞÜ
K VE ORTA
GELİR
>
e
Tl
c
00
3.326
Ov J>
Ov ıo Uı to
to
&
ıo
Ul
Uı 4>
o\ 4i Uı
VO
-o Ul S

IO Uı CO
Ov
ıo .
- J
1.776
1965
2.403
3.924
Ov VO OO
--4
Ov
to
- J

to VO VO Üİ
4>-
Öv
-4
-O CO
1.195
LO O to
OJ
4>
*-J
Uı Uı
2.168
1973
2.923
+-
i
Lo
OJ
-0 Ov OV
İO VO 4>
OJ Uı
ıo
oo
VO OO
ıo
VO
VO
1.347
OJ OV OV
OJ
•*o
OO 00 OJ
2.501
• 1980
3.383
NÜFUS (MİLYON
5.284
- J
-0
00
Ov
LO
to
6
OJ
ıo
Ul OV
ıo
s
1.148
1.577
4* VO Uı
&

b
oo
oo
3.058
1990
4.146
NÜFUS (MİLYON
5.370
<i
00
00 S3 OJ
to LO ğ to
o\ VO Uı
1.170
1.602
Ul
o •
•fc. OV
-c1.109
3.117
1991
4.226
E.
•oo.
6.185
00
İt
OO Ul
VO
OJ
&

Ov
OJ 4>
¿16
1.377
bo
00 Ov
OV CO
Uı 4> Ov
1.311
3.670
2000
4.981
8.869
oo Ov LtJ
vO
VO
-O. OJ o\ to
Ul 00
1.978
2.378
1.346
-4 VO 4>
2.011
5.430-
2030
7.441
!° o
VO Ö r to
Ov !° r IO ıo
b\
|0 IO
Ul
IO
Lo
to

1965-1973
2.5
bo
o O
bo b
to
4^
OJ
b İo
ıo
4x
to
bo
to
OJ
to
OJ
to
b
1973-1980
2.1
YILLI
K O:
o O
bv
o
VO
|0 OJ
b
to
İo bv
OJ to to
b
ıo
b
1980-1990'
2.0
RTALAMAj
bv
p o

o
bo
to
VO .
p
bo bo 4>
OJ
b CO VO bo
1990-2000
1.9
\RTIŞ (%)
.- p
İo
o
İo • io
IO
OJ
o
bv
o
VO
IO
4i. OJ 4^
2000-2030
1.4
230 Levent Aksu
olarak 1 milyar insanı eklemektedir. Arthur Wasting'in yaptığı hesaplara göre,
Homo Sapiens'in dünya üzerine çıktığı tarihten bu yana 50 milyarı aşan sayıda
insanın dünyada yaşadığı ve bunun %9.5'u halen dünya üzerinde yaşamakta
olduğu görülmektedir. 21. Yüzyılın sonunda uzmanlara göre dünya nüfusunun 8
milyarın üzerine çıkacağı tahmin etmektedirler. 1978 yılında Birleşmiş
Milletlerin nüfus faaliyetleri alanında yapmış olduğu araştırmaya göre tüm
dünya, içinde 100 kişinin yaşadığı bir şehir olarak kabul edilecek olursa, bunun
58'inin Asyalı, 13'ünün Afrikalı, 10'unun Güney Amerikalı, 9'unun Avrupalı,
5'inin Rus, 5'inin A.B.D. vatandaşı olacağı açıklanmaktadır 2 0
.
Avrupa ve Kuzey Amerika'da nüfus nerede ise hiç artmamaktadır. Hatta
bazı Avrupa ülkelerinde doğum sayısı o kadar azdır ki, nüfus azalma
göstermektedir. Yunanistan, Belçika örneği gibi. Bu 'gibi ülkelerde ölüm oranı
sayısı, doğum oranı sayısından yüksektir. Yine bu ülkelerde yaşlıların nüfus
içindeki payı, ölüm oranının düşüklüğü nedeniyle (tıbbi gelişmelerin, gıda ve
beslenmenin yüksek standarta çıkması) artarken genç nüfus azalmaktadır. Az
gelişmiş ülkelerde ikinci dünya savaşından sonra iktisaden, sosyal-kültürel
bilinçlenme, zengin ülkelerin gelişmişliklerinden yararlanma, tıbbi ve
hastalıklara karşı korunmanın artması bu ülkelerde ölüm oranında düşüşe neden
juT2mpû ^
ülkelerin nüfusu yaklaşık olarak yılda %2.5'in üzerinde artan nüfus seyri
göstermektedir. Meselâ, bazı ülkeler, 25 yılda iki katma çıkmışlardır. Hindistan
(835) milyon), Endonezya (177 milyon), Brezilya (147 milyon), gibi çok
kalabalık bazı ülkelerde yıllık nüfus artışı %2'den fazladır. Düne kadar Türkiye
ö:<,.\ bu durum bize göstermektedir ki, İngiltere'nin sanayi devrimi sırasında
%3'lük nüfus artışı bu görüntüden uzak değildir. Kenya yıllık %4'ü aşan nüfus
artış hızıyla dünyada en yüksek nüfus artışı görülen ülkelerden biridir. 1989
yılındaki yapılan araştırmaya göre Çin'in nüfusu 1 milyar, 104 milyonu
geçmiştir. 1970'lerde ve 1980'lerde uygulamış olduğu doğum kontrol
politikasıyla nüfus artış hızında önemli bir ölçüde bir azalma sağlanabilmiştir.
Evli çiftlerin yalnızca bir çocuk sahip olmasını ön-gören hükümet kararı, Çin'de
nüfus artış hızının yılda yaklaşık olarak %1.4'e düşmesini sağlamıştır. Ancak bu
durum kırsal kesim ve dağlık bölgelerde uygulanmadığı görülmektedir. Meselâ,
Uygur-Sincan bölgesinde 2-3 çocuğa kadar çıkmaktadır.
Dünya nüfusunun, yeryüzü karalar toplamı olan 135.830 milyon km2
'ye
bölersek, kırf'ye 28 kişinin düştüğünü ortalama olarak tesbit edebiliriz. Ancak
bu rakam dünyanın ortalama nüfus yoğunluğu olarak kabul edilmez. Nüfus ve
kaynaklar ilişkisi açısından yoğunluğun önemi çok büyüktür.
Dönmezer, Sulhi, "Toplum Bilim" Beta Basım Yayım, İstanbul 94, 11. Bası. S.66.
Dünya'da ve Türkiye'de Nüfus Analizleri 231
NÜFUS YOĞUNLUĞU
Nüfus yoğunluğu, herhangi bir yerde, insan sayısının o yerin ölçümüne
(km2
 olarak) bölünmesinden elde edilen sayıya nüfus yoğunluğu denir. Nüfus ile
kaynak arasındaki ilişkinin diğer bir ifade ile nüfusun kaynaklar üzerindeki
baskısının ölçülmesinde yararlanılan bazı kriterler bize ülkelerin ekonomik ve
sosyal güçleri açısından daha büyük ve doğru bilgi sunmaktadır. Bu konuda
başlıca üç kriterden söz edilebilir 2 1
. Genellikle, alışagelmiş bir usulle bir ülkenin
yukarıda tarifini yapmış olduğumuz şekilde hesaplanmaktadır. Aritmetik nüfus
yoğunluğu* denilen bu yöntem, genelde ülkeler arasında bir karşılaştırma imkanı
verse dahi fazla bir değer ifade etmemektedir. İkinci kriter ise, ülke nüfusunun
ekilip, dikilebilen toprak alanına bölünmesiyle bulunan fizyolojik nüfus
yoğunluğudur. Üçüncü bir ana kriter ile ülkenin tarım sektöründeki nüfusunun
tarım arazilerine bölünmesiyle elde edilen yoğunluktur. Nüfusu en yoğun kıta
ise km2
'ye düşen 109 kişi ile Asya olup, bunu 100 kişi ile Avrupa izlemekte,
Amerika kıtasında nüfus yoğunluğu 38, Afrika'da 20, Okyanusya'da ise sadece
3'tür 2 2
. Nüfus yoğunluğunun çok yüksek olduğu yerler tarımın entansif şekilde
yapıldığı yerler olarak görülmektedir. Dünyanın çûk nüfuslu yerlerinin endüstri
bölgeleri, polikültür alanları ve plantasyon tarımın yapıldığı bölgeler teşkil .
etmektedir. Bunun dışında gerek kuzey ve gerek güney yarım kürenin kutuplara
doğru olan kısımlarına gidildikçe nüfus yoğunluğu büyük bir azalma gösterir 2 3
.
İşte yukarıda anlatmaya çalıştığımız gibi insan-kaynak ilişkisi önemli bir
durum arzetmektedir. İnsanlar nüfus fazlalığının yarattığı baskıdan daha farklı
nedenlerle iç ve dış göçe tabi olurlar. 19.Yüzyılm ikinci yarısı ile 20. Yüzyılın
başlarında milyonlarca insan Avrupa'dan, Afrika'dan köle olarak ve Asya
kıtasından, Kuzey Amerika'ya yaklaşık olarak 41 milyon insan gelmiştir 4
. Bir
önemli göç hareketi de 1930'larda Hitler Almanya'sından kaçan yahudiler ve
diğer etnik gruplara bağlı insanlar, baskı nedeniyle Kuzey Amerika'ya göç
etmişlerdir. Artık günümüzde kıtalar arasında böyle büyük boyutlu göçler
yaşanmamaktadır.
Gelişmiş ülkelerde halkın büyük çoğunluğu kasabalarda ve kentlerde
oturmaktadır. Meselâ, Japonya'da toplam nüfusunun VA'Ü Tokyo Metropolünde
yaşamaktadır, bu açıdan bakıldığında kentleşme Japonya'da %80'lerin
üstündedir. İngiltere'de bu oran %89, Hollanda'da %89, İspanya'da %78'dir.
Türkiye'de ise şehirli nüfusun oranı %66.7'dir. Kentsel nüfusun yoğun olduğu
bölgeler, kavşak ve deniz taşımacılığının yoğun olduğu, otoban ve demir
2 1
 Koray Başol, Türkiye'nin Ekonomik Bünyesi, Ege Üniversitesi İ.F.Yay. İzmir, 1980, s.l 16.
2 2
 Nur Serter, Türkiye'nin Sosya! Yapısı, İstanbul 1994, s. 16.
2 3
 Koray Başol, Doğal Kaynaklar Ekonomisi, Çigli-tzmir 1991, s.18.
4
 Temel Britannica, London 1992, Cilt 7, (Hürriyet Yayınları), s. 190.
232 Levent Aksu
yollarının transit geçtiği, verimli toprak havzalarında toplandığı görülmektedir.
Örneğin Japonya'nın Kanto Eyaleti, California Eyaleti, Hong-Kong, Tayvan,
İtalya, İngiltere, İspanya gibi ülkelerin limanları ve transit geçişli otobanlarının
üzerinde kurulu olan şehirler dikkati çekmektedir. Ülkemizde ise Adana,
İstanbul, İzmir gibi şehirler süratle metropolleşmeye gitmektedir. 1989'da dünya
nüfusunun yaklaşık %41'i kentsel alanlarda yaşamakta idi. Bugün, bu oran
yaklaşık olarak %50'lilere varmaktadır. Az gelişmiş ülkelerde ise halkın %'ü
nüfus yoğunluğu fazla olan kırsal alanlarda yaşar ve tarıma dayalı gıda
üretiminde bulunur. Örneğin Hindistan'da şehirli nüfus oranı %27, Pakistan'da
%32, Mısır'da %46'dır. Mevcut istatistiklerden anlaşıldığına göre, yer yüzünde
ekonomik faaliyet tipi büyük miktarda tarım olup, aktif dünya nüfusunun %75'i
bu alanda çalışmakta olduğu görülmektedir. Endüstri faaliyetleriyle uğraşanların
oranı yine dünya ölçüsünde %10 civarında olup, bu oran ulaşım ve hizmetler
sektöründe çalışan için %12'si kadardır. Geri kalan ise %3'Iük kısım olup
bunlarda ormancılık, balıkçılık ve madencilik sektöründe çalışanlardan meydana
gelmektedir. Bir ülkede aktif nüfusun (çalışabilir) toplam nüfustaki payının
azlığı ve çokluğu üretim güçleri veya doğar kaynaklar açısından büyük bir önem
arzetmektedir24
.
Biğeıaar-afen-doğuşta^
"İkerî^M'tfâ^O ^
1970'lerde 70 yıla ulaşmıştır yani tam iki katı olmuştur 2 5
.. 1990'larda 80 yıla
çıkmıştır. Özellikle Japonya'da, Finlandiya'da 80-82 yaş yılma ulaşmıştır.
Türkiye'de ise ortalama 70 yıla çıkmıştır.
Yeryüzünün çeşitli bölümlerinde km2
'ye düşen insan sayısının çok farklı
olduğunu görmek mümkündür. Bazı bölgelerde km2
'ye düşen insan sayısı bazen
ortalamanın çok altında olmasına karşılık, bazı bölgelerde ise ortalamanın çok
yukarısındadır. Örneğin, Hollanda'da knr'ye 332, Belçika'da 321, Japonya'da
295, Hindistan'da 179 kişi düşer iken Fransa'da 96, Çin'de 86, Bulgaristan'da
78, Yunanistan'da 68, İran'da 9, Okyanusya'da-3 kişi düşer 2 6
. Ülkelerin hızlı
nüfus artışları ve göçleri karşı karşıya kalması, nüfus yoğunluklarımda
arttırmaktadır. Buna göre;
Koray Başol. (Doğal Kaynaklar Ekonomisi ders notları). Aklı selim Ofset tesisleri, çiğli, İzmir 1991, s.15.
Baran TUNCER, Ekonomik Gelifme ve nüfus, Hacettepe Üniversitesi, Yya.No: 2461, Lider Mat.Ankara
1976, s. 12. ^ "'" """
Koray Batol, a.g.e., s. 18.
Dünya'da ve Türkiye'de Nüfus Analizleri 233
SEÇİLMİŞ BAZI ÜLKELERİN TOPLAM NÜFUSLARI (1985) VE
YOĞUNLUKLARI
ÜLKELER TOPLAM NÜFUS NÜFUS YOĞUNLUĞU (km2
)
ABD 226.546.000 26
S.S.C.B. 284.000.000 13
Fransa 54.335.000 101
ingiltere 55.678.000 234
ispanya 33.746.000 77
italya 56.557.000 191
Yugoslavya 22.425.000 92
Yunanistan 9.740.000 76
Çin 1.031.883.000 115
Hindistan 685.185.000 242
Iran 49.857.000 32
Irak 16.278.000 40
israil 4.038.000 214
Japonya 121.049.000 325
Kuveyt 1.697.000 110
Pakistan 84.254.000 132
Suudi Arabistan 7.013.000 7
Libya 3.637.000 2
Meksika 66.847.000 42
Brezilya 121.149.000 17
Endonezya 147.490.000 92
Avustralya 15.602.000 2
KAYNAK : DİE, Türkiye İstatistik Yıllığı 1991, Ank. 1991, s.610-612.
Nüfusu en yoğun kıta ise knr'ye düşen 109 kişi ile Asya olup bunu 100
kişi ile Avrupa izlemektedir. Amerika kıtasında nüfus yoğunluğu 38, Afrika'da
20, Okyanusya'da sadece 3'tür 2 7
. Bilindiği gibi nüfus artışı ile birlikte ülkelerin
nüfus yoğunluğu sürekli artmaktadır. Yine ülkelerin nüfus yoğunluğunun
artmasında ve azalmasında, ülkelerarası göçler söz konusu olmaktadır. Genelde
bu göçlerin sebepleri, ücret yetersizliği, mesleki çalışma imkanlarının
yetersizliği ve donanım eksikliği, araştırma ve geliştirme imkanlarının az
gelişmiş ülkelerde yetersiz olması, sosyal ve iktisadi refah arayışları gibi
nedenler ülkelerarası göçe sebebiyet vermektedir. Yapılan bir tahmine göre
ülkelerarası beyin göçünün %75'ini ABD, Kanada ve İngiltere çekmektedir 2 8
.
Yapılan tahmine göre, 1961-1972 yılları arasında bu ülkelere 230.000 yüksek
düzeyde yetişmiş eleman göç etmiştir 2 9
.
Nur Serter, Türkiye'nin Sosyal Yapısı, İstanbul 1994, s. 16.
Turhan Oğuzkan, Gelişmekte olan Asya Ülkeleri ve Beyin kGöçü Problemi, İnsan ve Kainat. Kasım 1985,
sayı 3, s.26
İbid 1. S.27.
234 Levent Aksu
Bugün yoksul ülkelerden sanayileşmiş ülkelere olan işgücü göçünün yanı
sıra doğal afetler ve yıkımlar da göç nedenini oluşturmaktadır. Günümüzün
önemli olaylarından biri de "beyin göçü olgusu"dur. Fakir ülkelerin yetenekli ve
eğitilmiş insanları, daha fazla para kazanmak amacıyla dünyanın farklı ve
kaynağı bol olan zengin ülkelerine göç etmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde
istihdam imkanlarının sınırlı olması, düşük' ücret, eğitim yetersizliği, teknolojik
gelişme ve kullanma yetersizliği gibi sebepler nedeniyle göçe tabi olur. îşte bu
durum fakir ülkelerin zengin ülkeler karşısında daha da ezikliğini arttırmaktadır.
Fakir ülkeler bin bir zorluklarla yetiştirilmiş oldukları insanlarım kullanamadan
ellerinden kaçırmaktadırlar, göçe tabi olan bu insanlar ülkesine olan "eğitim
maliyetini" dikkate almadan zengin ülkelere doğru göç etmekte ve gelişmiş
zengin ülkeler bu insanları yetiştirme ve eğitme maliyetlerinden kendilerine
kurtarmış olmaktadırlar. Yani bir yerde "sıfır maliyet'" le hazıra konmaları söz
konusudur. Fakir olan bu gibi ülkeler eğitilmiş ve yetiştirilmiş insan kaynağını
kullanmamaları ve doğal kaynaklarını buna bağlı olarak atıl kalması, verimli
olarak kullanamaması, sermaye yatırımlarının yükselen maliyetlerden dolayı
azalması söz konusudur. İşte bu ülkelerin gelişmemişliğin nedeni ya da zengin
ülkelere olan bağımlılığı bu kaynakların dengeli olarak kullanılamamasmdandır.
Dünya'da nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu yerler endüstri bölgeleri
tarımın—entansif -
şeldlde^ —
merkezler, polikültür alanları ve de coğrafi ve iklim şartlarının elverişli olduğu
yerlerde yoğunlaştıkları görülür. Dünyada nüfus yoğunluğunun en az bulunduğu
bölgeler ise kutup bölgeleri, Okyanusya, Çöl bölgeleri (Büyük Sahra, Gobi
çölü...) nüfusun az olduğu ve yoğunluğunun düştüğü bölgelerdir. Meselâ,
Moğalistan'da knr'ye 2 kişi düşmekte olduğu görülmektedir.
Dünyada nüfus problemi düşündüğümüz zaman; aklımıza ilk olarak
gelecek olan ülkelerden birisi de Hindistan olmaktadır. Hindistan'ın 885
milyona yakın nüfusu ve Türkiye'nin 4 katı büyüklüğünde bir alanda yer alması,
bu ülke bugünkü hızı devam ederse, 27 yıl sonra Hindistan'ın nüfusu iki katına
çıkacaktır. Dünyada insan nüfusunun iki katına çıkma süresi, 35 yıl olarak
hesaplanmıştır. Ancak bu artışlar her ülkede aynı hızla olmayacaktır. Örneğin,
Finlandiya, Avusturya'da 175 yıl, Batı Almanya'da 117 yıl, Rusya'da ve
Amerika"a 70 yıl, Hindistan ve Afrika memleketleri için bu durum 27 yıldır.
Meksika ve Kolombiya'da 21 yıla düşmektedir. Dünyada nüfusu azalan ülke
Malta'dır.
Türkiye'de nüfus yoğunluğu yıllar itibariyle incelendiğimizde; 1927 ve
1935 nüfus sayımlarında nüfus yoğunluğu sırasıyla 18 ve 21 kişidir. 1939'da
Hatay'ın Türkiye'ye katılmasıyla yüzölçümü 762.736'dan 767.119 km2 ,
ye
çıkmıştır. Buna paralel olarak da nüfus yoğunluğu 1940'da 23 kişidir.
Dünya'da ve Türkiye'de Nüfus Analizleri 235
Yüzölçümümüz 1965 nüfus sayımında 774.810 knr'dir ve bundan sonra ki
nüfus sayımlarında Türkiye'nin yüzölçümü 774.815 km2
, baz alınmıştır. Ve
sırasıyla nüfus yoğunluğu 46, 52, 58, 65, 73 kişidir. 1995'de DİE. Verilerine
göre Türkiye'nin yıl ortası nüfus tahmini 62.526.000'dir. Nüfus yoğunluğu ise
km2
'ye 80 kişi düşmektedir.
TÜMGYE'NİN NÜFUS YOĞUNLUĞU. .
80
70
60
50
40
30
20
!0
0
 1927 1935 1940 1945 1950 1955 1960 1965 1970 1975 1980 1980 1990
Kaynak: DİE, Türkiye Ekonomisi: İstatistik ve Yorumlar Ekim 1995, s.331.
Dünyada her bölgenin nüfusu ile ilgili sağlıklı veriler yoktur. Kimi
bölgelerde göçler nedeniyle nüfusun saptanması oldukça zordur. Nüfusa ilişkin
bilgi edinmenin en iyi yolu nüfus sayımıdır. Ayrıca doğum ve ölüm kayıtlarının
düzgün tutulmasıda gereklidir. Nüfus sayımı ile elde edilen bilgiler her çeşit
planlama için büyük önem taşır. Yiyecek, barınak, okul ve sağlıkla ilgili bir çok
sorunun çözümü bakımından insan sayısı ile nüfusun özellikleri ve hareketleri
önem taşır 3 0
.
DÜNYA NÜFUS ARTIŞININ ORTAYA ÇIKARDIĞI SORUNLAR:
Dünya nüfus artışının hızlı bir gelişme göstermesi hem gelişmiş ülkeler.
için hem de gelişmekte, olan ülkeler için sorunlar oluşturduğu bir gerçektir.
H.B.Parry'nin "Population and It's Problems" adlı kitabında az gelişmiş
ülkelerin dünya nüfusunun %'ünü oluşturduğu bu oran "sanayi devrimi"nin
İngiltere tarafından gerçekleştirildiği 1775'lerden önce, örneğin 1750'lerde %74
olarak verilmektedir. 1972'de bu ülkeler nüfusun %71'ine sahip olmuşlardır 3 1
.
Bu ülkelerin nüfusunun yapılan hesaplamalara göre 2000 yılında dünya
3
"Temel Britannica, cilt 13, s. 113-115.
3 1
 H.B.Parry, Population and It's Problems, Clarendon Press, Oxford. 1974, s.52.
236 Levent Aksu
nüfusunun %83'ünü bu az gelişmiş ülkelerde toplanacağını, Dünya Bankası
Raporlarından Nüfus politikaları araştırmalarından , elde etmekteyiz. Dünyamız,
2.Dünya Savaşından sonra "nüfus patlaması ya da demografik_devrim teorisi"
diye adlandırılan hızlı bir nüfus artışı ile insanlık karşı karşıya kalmıştır. Bu
ciddi aşırı artış, beraberinde sorunlar meydana getirmiştir.
Günümüzde dünya nüfus artışının ortaya çıkardığı sosyal ve iktisadi
sorunlar ülkelerin politikalarında ilk sıralarda yer almaktadır. Nüfus bilimcileri
bu sorunları, 5 ayrı noktada tahlil etmektedirler.
1. " Hammadde ve Beslenme (Gıda Üretimi) Açısından,
2. Mi 11 i Gelir Açısından,
3. İstihdam-îşsizjik Açısından,
4. Demografik Yatırımlar Açısından,
5. Tasarrufların Üretime Katılması Açısından,
Dünya nüfusunun süratle artması, ilim adamları-ve çevreci kuruluşları
.telaşlandırmaya başlamıştır. 1789 yılında dünya nüfus.İrtışlarmm önemli bir
sorun teşkil edeceğini kanıtlamaya çalışan Profesör Malthus'un teorisi tekrar
günümüzdc tartışılmaya başlanılmıştır, Prof.Dr. Thomas Robert Malthus 1789
yılında yazdığı "An Assay on the Principle of Population" (Nüfus Prensipleri
Üzerine Bir Deneme) adlı kitabında nüfusun gıda maddelerinden daha hızlı
arttığını ve açlığın dünyayı tehdit edip, savaş nedeni sayılacağı iddia etmişti.
Malthus, Benjamin Franklin'in gözlemlerinden yola çıkarak kaynakların bol
olduğu Amerikan Kolonilerinde nüfus, her 25 yılda iki katına çıkına eğilimi
göstermiştir. Malthus'da bu gözlemden yola çıkarak gıda maddeleri arzı ile
smırlandırılmadığı takdirde nüfusun geometrik olarak artma eğilimi göstereceği
öne sürmüştür. Ancak o da kabul etmektedir ki bu durum kontrol edilmediği
sürece, nüfus böyle bir eğilim göstereceğini öne sürüyordu. Malthus, her zaman
ve her yerde nüfus artışını sınırlandıran faktörlerin bulunduğunu işaret ediyordu.
1980'lerde bile büyümenin limitleri verildiği zaman bilgisayarlar, Malthus'un
geometrik ve aritmetik artış tahminlerine çok benzer büyük rakamların
oluştuğunu belirten şehir ve dünya dinamikleri filozofu Jay Forrester'in
öğrencileri ve Dennis Meadows tarafından hazırlanan "The Limits to Growth"
(Büyümenin Limidleri) adlı çalışmada öne sürülmüştür. Dünya Bankası, 5 Eylül
-13 Eylül 1994 tarihinde nüfus ve kalkınma konferansı düzenleyerek dünya
nüfus artışının ortaya çıkardığı sorunlar ele alınmıştır. Bundan öncede Birleşmiş
Milletler, 1984 yılında Mexico City'de bir nüfus konferansı bu amaçla
toplanmıştır.
Dünya'da ve Türkiye'de Nüfus Analizleri 237
Nüfus miktarındaki hızlı artış yer yüzündeki hammadde, doğal kaynaklar,
gıda üretimi ve beslenme gibi sorunları ortaya çıkarmaktadır. Zaten kıt olan
kaynakların optimal olarak kullanılmaması böyle bir sorunu eskiden beri
tartışılır hale getirmektedir. Şöyle bir hesap yapıldığında; 135 milyon km2
'lik
yeryüzünün, ancak 14-15 milyon km2 ,lik alanı tarıma ve işlenmeye elverişlidir.
Tüm yeryüzü üzerinde takriben %10'luk bir yeri kapsadığını görmekteyiz. İşte
bugün 5 milyar insanın beslenme imkanı yeryüzünün %10'nuna bağlıdır. Bilim
adamlarında yapılan açıklamaya göre; kaynakların dengeli kullanıldığında,
dünyanın sadece 6 milyar insanı değil, yaklaşık olarak 10-12 milyar insanı
besleyebilecek kaynağı ve tarım alanları mevcuttur.
1. Gıda ve Beslenme Sorunu:
Bugün dünya nüfusunun büyük bir kısmı beyin yetersizliğiyle karşı
karşıyadır. Çin, Hindistan, Rusya ve kıta Afrika'sındaki ülkelerde nüfus sayısı
yüksek olan bu devletlerin buğday, sebze, meyva gibi hububatları ithal etmekte
olduğundan açlık tehlikesi baş gösterdiği ve yeterli besini üretemedikleri
görülmektedir. Günümüzde açlık önemli bir sorun oluşturmaktadır. Hindistan'da
ve Çin'de takriben 400 milyon insan açlık sınırı ile karşı karşıya kalmaktadır. Bir
diğer sorunda; geri kalmış üçüncü dünya ülkelerinin nüfuslarını büyük bir
ölçüde etkileyen yetersiz ve dengesiz beslenmedir. Ama ilgin'çtirki, besin
eksikliği, dengesiz beslenme ve besin açlığı gibi faktörlere rağmen dünya
nüfusunun hızla büyümeye devam etmektedir. Amerika'lı bir bilim adamı, 1966
tarihinde "dünya populasyonun besin problemi" adlı bir konferansta aynen şöyle
demiştir: "Gelişmekte olan ülkelerde 6 yaşının altında bulunan 171 milyon ve 6
ile 14 yaş arasındaki 98 milyon çocuk, ciddi bir dengesiz beslenme problemiyle
karşı karşıya bulunmaktadır. Milyonlarca çocuk, kötü beslenme ile çocuk
hastalıklarına karşı dirençlerinin azalması sonucu ölmektedir. Yaşayan
milyonlarcası da bir takım engellerle karşı karşıya bulunmaktadır. Afrika ve
Asya'da açlık ve dengeli beslenme yetersizliği ciddi boyutlar oluşturacaktır..."
Charles Darvvin'in torunu Sir Charles Darwin, beslenme ile ilgili 1956
yılında yaptığı bir konferansta bu konuya temas ederek şunları söylemiştir:
"1947 ile 1953 yılları arasında dünya tarımı büyük bir atılım yaparak geçen bu 7
yıl içinde üründe %8'lik bir artış göstermiştir. Hakikaten bu fevkalade durumun
ortaya konmasında en çok tarım alanındaki bilim adamlarının üstün
çalışmalarına teşekkür borçluyuz. Fakat bu 7 yıl içerisinde dünya populasyonu
%8 yerine . %11 oranında .arttığı için beslenemeyen insan sayısı
başlangıçtakinden daha fazla olmuştur."
Malthus, nüfusla ilgili iki fikir ileri sürmüştür. Bunlardan birincisi insan
varlığı için beşinin şart olduğu, ikincisi; insanların çoğalmaya devam edecekleri
238 Levent Aksu
şeklindedir. Malthus hipotezine şu cümle ile ifade etmiştir.: "Bir populasyortun
üreme .gücünün dünyanın besin sağlama gücünden sonsuz olarak çok daha
büyük olduğunu söylemek isterim". Bu yazı 822 kişi tarafından görüntülendi.


 

Yorum Ekle

Tüm alanları doldurmak zorunludur