20 Haziran
Yaşamın Renklerinde serisinde bir başka erdemimiz İYİ NİYET

Yaşamın Renklerinde serisinde bir başka erdemimiz İYİ NİYET

Yaşamın Renklerinde serisinde bir başka erdemimiz İYİ NİYET

Söz konusu iyi niyet olunca çoğumuz; bu erdeme sahip olduğumuzu düşünürüz. Zihnimizdeki tüm niyetler iyidir, biz iyi niyetliyizdir ve hatta iyi niyetli olmaktan zaman zaman zarar gördüğümüzden şikâyet ederiz. ‘En sevmediğim özelliğim iyi niyetli oluşumdur” “Hep iyi niyetim yüzünden kaybettim…” Sorun hep karşımızdaki insanlardadır. Hatta “Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir.” diye bir söz vardır.

Bir erdemi uygulamaktan zarar görmemiz tabi ki olası değildir. Sorun iyi niyeti derin olarak kavrayamamaktan kaynaklanır. İyi niyetin gündelik hayatta anlamı, duygusal bir eğilimden daha ileri gitmez, hatta arzu ve isteklerimizin ifade edilmesine indirgeyebiliriz.  Örneğin her yeni yılda liderlerin dünya barışı için, daha iyi ve mutlu bir dünya için mesajlar vermesi ya da bizlerin yılbaşlarında, doğum günlerinde ya da diğer zamanlardaki istek, temenni ve arzularımız…

İyi niyetin, niyet, düşünce ve eylem uyumluluğu taşıması gerekir. Bunu tam ve net olarak görememek de sorunu karmaşıklaştıran unsurlardan biridir. Şöyle ki, biz iyi niyetin bir insanın zihnindeki düşünceleri ile birebir aynı mı olduğundan ya da bu niyetlerin düşünceleri takip eden eylemlerden mi kaynaklandığından asla tam olarak emin olamayız. Daha barışçıl ve daha iyi bir dünya niyetindeysek ayrımcı, egoist, bölücü veya fanatik düşüncelerimiz ya da eylemlerimiz olabilir mi? Sadece eyleme bakarak, iyi niyetin olup olmadığını anlayabilir miyiz?

Tüm diğer erdemler kökenini iyi niyetten alır ve o olmadan hiçbir erdem uygulanamaz. İyi niyet anlaşılması ve yaşanması en kolaymış gibi görünen, bununla birlikte yaşanması ve anlaşılması derin ve zor olan bir erdemdir. Peki, nedir gerçek iyi niyet?

İyi niyet; “Herhangi bir kimse veya konuda hiçbir kötü düşünce beslememe, hüsnüniyet” diye tanımlanır sözlükte.  Çok geniş bir tanımlama ama bizde bir netlik oluşturmuyor. Bu nedenle iyi ve niyet kavramlarını net olarak anlamak bir çözüm verecektir.

İyi kavramı çoğunlukla olası eylemler arasında bir seçim yapılması durumunda tercih edilmesi gereken olumlu davranışı ifade eder. İyi, filozofların, bilgelerin ve gerçek arayışındaki bizlerin en yükseğe yerleştirdiği kavramdır. Platon’un deyimiyle en yüksek ideadır. Bu büyük harflerle yazılı olan “İYİ” dir. Bütüne ve birlik olmaya aittir.

Niyet, bir şeyi yapmayı zihinde tasarlama, önceden isteyip düşünme, kendi kendine karar verme, kişinin içindeki bir amaca yönelme istek ve düşüncesidir. Niyet Arapça kökenli bir kelime olduğundan dini anlamı da önemlidir. Dini olarak niyet “Allah’ın rızasını kazanma arzusuyla ve onun hükmüne tâbi olmak üzere fiiliyata yönelen irade”dir. Hatta “işlenmesinin hemen öncesinde bir şeyi yapma iradesi”dir şeklinde de tanımlanır.

Bu iki kavramı birleştirdiğimizde iyi niyetin içinde olmazsa olmaz iki önemli unsurunun irade ve eylem olduğunu görürüz. Böylece doğru niyet, doğru düşünce, iyi düşünce, iyi istek, iyi irade, fiiliyat, uygulama ve doğru eylem hepsi iyi niyetin içindedir. Bunlar bir bütündür, eş zamanlıdır ve aynı anda olmalıdır.

Gerçek iyi niyet, yüksek değerlerden doğar, yaradılışımızda var olan en yüksek düzeyden gelir ve aşağıya doğru yansıyarak düşünce, duygu ve eylemi de içine alır. Düşünmekten tutun da yaptığımız eylemlere kadar her şeye bir anlam ve yeterlilik verir. Dokunduğu her şeyi yücelten içsel bir bilinç hâlidir.

Kant’a göre; sadece iyi istenç (iyi irade – iyi niyet) kısıtlama olmaksızın iyidir. İyi niyet, (iyi istenç) uygulamaya konulduğunda, bundan elde edilecek sonuçlardan bağımsız olarak kendi içinde iyidir. Eylemi gerçekleştirirken iyi niyetliysek o eylem, sonuçlarından bağımsız olarak iyidir. Kant iyi niyetin kendine özgü özelliği eğilim tarafından değil, ödev tarafından harekete geçirilmesidir diyerek, ödev kavramına işaret eder. Örneğin; acı çekiyor olabilirim ve çaresizlik içinde, diğerlerinin bana davrandığı gibi haksızca davranmayı isteyebilirim. Eğer böyle yaparsam, yaralı hislerimin neden olduğu eğilimlerim tarafından yenilgiye uğratılmış olacağım. Fakat acı çekiyor olmama rağmen, ödev duygusuyla adilce hareket ediyorsam, o zaman, ahlaklı bir şekilde hareket ediyor olacağım demektir. Hoşuma giden değil, yapmam gereken ödevimdir.

Hz. Muhammet “Ameller niyetlere göredir” ( Buhârî,  Bedü’l-Vahy, 1; Müslim, İmare, 155.) “Allah sizin cüsselerinize ve şekillerinize değil, kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 33) der.

Stoacı filozof Epiktetos’a göre eşyalar iki çeşittir; bazıları bize bağlıdır, diğerleri değildir. Şan, şeref, kendi bedenimiz ve bu dünyadaki her şey bizim kontrolümüz dışındadır. Bize bağlı olan tek şey;  iyi ya da kötü olmamızdır. İyi olmak kendi yüksek doğamıza göre davranmak için irade gücümüzü kullanmaktır.

Budha’ya göre de;  insanı gerçek özgürlüğe kavuşturan 8 soylu katlı yolun temelini doğru niyet ve doğru görüşler oluşturur. İyi niyetimizden zarar görmemiz de olası değildir. Nasıl ki bir insan taşıdığı zehirden, elinde yara yoksa zarar görmezse, başka birinin ona yaptığı kötülükten de zarar görmez. Nefretin üstesinden nefretle değil, sevgiyle gelinir; bu ölümsüz bir yasadır der Budha.

En saf olması gereken sevgide niyetlerimiz nasıldır? Yıllar önce bir gazetede okuduğum makalede Japon düşünür ve yazar Masumi Tayotome’nin Three Kinds of Love adlı kitabındaki sevgi ile ilgili bazı tespitler yer alıyordu. Bu makale zaman içerisinde hem sevgi hem de hayattaki diğer tüm konularda niyetimi sorgulamamı sağlamıştı. Bunu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yazar sevginin üç türü olduğundan bahseder. “Eğer” “Çünkü” ve “Rağmen”.

“Eğer iyi olursan annen ve baban seni sever, eğer başarılı ve önemli kişi olursan seni severim, eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni çok severim”. “Seni seviyorum çünkü güzelsin, yakışıklısın.”, “Seni seviyorum çünkü popülersin, zenginsin ve ünlüsün.”

En çok rastlanan sevgi türü eğerdir. İlişkilerin pek çoğu “eğer” türü sevgi üzerine kuruluyor, en saf olması gereken anne baba sevgisinde bile maalesef “eğer” türü sevgiye rastlanıyor. Bir koşula bağlı sevgi, şartlı sevgi, karşılık bekleyen sevgi.

Çünkü türü sevgide kişi bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Toplumlardaki sevgilerin çoğu “çünkü” türündedir ve sürekliliği olmaz. Bir şarta bağlı olmasa da temelde ikisi de pek farklı değildir sevilme nedeni olan sahip olunan özellikler, nitelikler de bir gün kaybedilebilirler.

Gerçek sevgiyi ifade eden rağmen de, insan, beklentiler için ya da taşıdığı bir özellik için değil aksine bir şeyler eksik görülmesine karşın sevilir. Kişi nasıl bir insan olursa olsun bütün bunlara rağmen sevilebilir. Âşık olma bu duruma benzetilebilir. Sadece âşık olduğumuzda, yani rağmen türü sevgide, o kişiyi gerçekten görülmesi gerektiği gibi görürüz… Her şeyi olduğu gibi gördüğümüz için her şey gözümüze daha güzel görünür çünkü aşkın ateşi egomuzu yakıp yok etmiştir. O kişiyle bir olmuşuzdur.

Dünyadaki en büyük problem, “rağmen” türü sevginin yeterince olmayışıdır der yazar. Felsefi ifade ile sadece karşımızdaki bir kişi ile değil; herkesle birlik olamayışımızdır.

Mevlana’nın şu dizelerde aynı şeyi anlatmaz mı?

Her felekte göz bebeği görürsen,

Her katilde bir meleği görürsen,

Bir’i iki görmezsin şaşı gibi,

İki’yi bir görürsün iyi görürsen.

Evet, iyi niyete birlik bilinci oluşturmak, ayrımcılık ve çelişkileri aşmak, doğru eylem ve etkinlik oluşturmak, sade ve sessiz bir şekilde diğerlerine yardım etmek ve faydalı olabilmek için ihtiyacımız var.

Zor zamanlardan geçtiğimiz bugünlerde, bu zorlukları nasıl uyumlu hâle getireceğimizi, bu zorlukları nasıl çözeceğimizi bilmek için iyi niyetli olmalıyız. Üç tür sevgiyi her şeye, hayata da uygulayabiliriz. Hayat seni seviyorum, hayat sana teşekkür ediyorum, getirmiş olduğun tüm zorluklara rağmen öğrenmemi, büyümemi, gelişmemi sağladığın için diyebildiğiniz günler diliyorum. Sağlıcakla kalın.

ZELİHA ÇETİNKAYA

Bu yazı 537 kişi tarafından görüntülendi.