27 Kasım
 Başakşehir mahallesi /  Hüseyin Akın

Başakşehir mahallesi /  Hüseyin Akın

Başakşehir mahallesi /  Hüseyin Akın / MiliGazete

Bir dost anlatıyor: “Başakşehir’de hali vakti yerinde kendini İslamcı olarak tanımlayan insanlarla beraber aynı sitede oturuyorum. Sıkleti ağır cümleler kuran bu arkadaşları derin bir çelişki içerisinde görüyorum. Yatıp kalkıp dünyaya ayar vermeye çalışan bu arkadaşlar ne yazık ki asgari insan ilişkilerinden alabildiğine uzaklar. Buraya taşınalı ikinci senem oldu, hiçbiri hayırlı olsun demedi, oturmaya gelmedi. Akraba ilişkileri, komşu ilişkileri yerini bireysel yaşam biçimine bırakmış. Kılık kıyafetinden aynı dünyanın insanı oldukları anlaşılan kişiler bile site çevresinde ya da asansörlerde birbirinden selamı esirgiyorlar. Birçoğunun aile yapısından haberimiz yok.”

Müslüman-muhafazakâr kesimin kapalı site yaşam biçiminin ilk örnekleri Başakşehir’de ortaya çıkmıştır. Hem kent merkezine uzaklığı hem sosyokültürel ve sosyoekonomik yönden birbirine yakın insanların kolektif bir yaşam alanı oluşturma arzusu böyle bir yerleşim biçimini hızlandırmıştır. Elbette mimarinin de bir ideolojisi vardır. Nasıl bir dünya görüşü teklif ediyorsanız insanlara ona uygun bir mimari geliştirirsiniz. Sözgelimi 2+1 ya da 1+1 sadece oturacağınız dairenin aksamını ortaya koymaz, aynı zamanda düşünsel ve mistik dünyanızın dolaşım alanını da tayin eden bir yönü vardır. Evinize gelecek misafire bile karar verecek olan sizden evvel evinizin oda sayısı ya da müsaitlik durumudur. Çocuk sahibi olup olmamak, yaşlı anne babanıza kendi evinizde bakıp bakmamak sizden evvel taşınacağınız evin mimar ve müteahhidinin iznine bağlıdır.

İslamcı paradigma uzaktaki hedeflere ulaşma imkân ve ihtimali kalmayınca yakın hedeflerini de yitirmiştir. Yaşlı anne babasına bakmayan, ama ‘Ana-Baba Hakları’ üzerine haftalarca konuşabilen, ‘modern hayat insanları birbirinden uzaklaştırmış’ diye beylik cümleler kurduğu halde üst katta, alt katta ya da yan tarafta eş, dost ya da komşusunun kapısını bile çalmaya gerek duymayan ne çok İslamcı var.  Komşuyu ziyaret etmek, kederli ve sevinçli zamanlarında yanında bulunmak ağızda çok iyi duran bir İslami söylemdir. Peki, bunu söyleyenlerin önce kendi nefislerinde bunu yaşattıkları görülmüş müdür? Teori ile pratik ayrı tellerden çalmaktadır ne yazık ki! Herkes kendi gettosunda mutlu. Zaten kapitalist dünya her dünya görüşüne uygun bir kapitalist yaşam biçimi pazarlıyor. Yeşil komünizm olur da yeşil kapitalizm olmaz mı hiç?

Sadece oturduğunuz ev 1+1 değil, yürekleriniz de 1+1. Aklınız, zekânız ve gönlünüzde gökdelen izini takip ediyor. Dikey zekâ, dikey akıl, dikey kalp. Modern hayat artık kimseye kendi yaşam düsturlarını dayatmıyor. Buna gerek de yok zaten. Hangi inançtan, ideolojiden olursa olsun herkes çoktan bu modern düstur ve diskurlara gönülden teslim olmuş bile.  Mahalleler bundan böyle diklemesine uzayıp gidecek galiba. Gökdelenlerin gökyüzüyle aşık attığı zaman ayaklarımız da hep birden yerden kesilecek demektir. Kendi gök kubbemiz yerine kendi gökdelenimiz, kendi sitemiz, kendi gök gettomuz yıldızsız gecemizi ışıtmaya çalışacak. Haydi hayırlısı.

Bu yazı 159 kişi tarafından görüntülendi.

Yorum Ekle

Tüm alanları doldurmak zorunludur