18 Kasım
Hayata Direkt Bağlanın

Hayata Direkt Bağlanın

Yaz tatilinin ilk günleriydi, büyükleri ziyaret etmek amacıyla memleketteyiz.

O gün dedik ki, hem gezelim hem de bir yayla havası alalım. Yaylaya doğru tırmanmaya başlayınca dünya ile irtibatımız artmaya, bağlarımız güçlenmeye başladı. Nasıl mı? Ellerimizdeki akıllı telefonlar az çekmeye başladı çünkü. Tam piknik alanına vardık tamamen çekmiyordu. Telefonları bir kenara atıp doğa ile baş başa kalmaya başladık. Çocuklar önce birbirlerini, ağaçları, kuşları, buz gibi suyu fark etmeye başladılar. Zaman zaman sadece fotoğraf çekiyorlardı. Çok farklı bir gün oldu, resmen çocuklarla iletişimimiz arttı.Akşam olup tekrar köye inmeye başladığımızda, herkes yine eski sosyal dünyasına geri dönmeye başladı. Ve eksik olan vücudunun bir parçası geri gelmeye başladı.

Bayram ve yaz tatilini birleştirince memlekette hem uzun süre kalma hem de farklı yerlere gitme şansımız oldu. Ve bir eğitimci gözüyle özellikle gençleri gözlemleme şansım oldu. Nerelerde mi? Misafirliklerde, lokantalarda, deniz kenarlarında, marketlerde, AVM'lerde…

Sadece gençler değil, orta yaşın altı diyelim. Vücudunun bir parçası haline gelmiş akıllı telefonlar, ipadler, tabletler… İki kişi yanyana; her ikisi de telefonuna dalmış, kendi kendine gülüyorlar, birbirleri ile konuşmuyorlar. Hal hatır sorma, dertleşme yok. Ara sıra kullanılan cümleler, kullanılan programlarla ilgili. Yoğun bir fotoğraf çekme, selfieler var. Sanal ortamda sosyal, gerçekte asosyal bir gençlik. Tam bir konuya girilip, konuşmaya başlayınca bir bildirim ve sessizlik…

Tüm tatilin ve hayatın amacı, sosyal medyada yer bildiriminde bulunmak, fotoğraf paylaşmak, mutlu gözükmek, haline dönüşmüş. Hadi gezdiğin yerlerdeki gerçekten çok güzel manzaraları paylaşmayı anlıyorum da yediğin şeyleri paylaşmaya bir türlü anlam veremiyorum. Ekonomik olarak, sağlık olarak ya da zaman olarak gidebilen var, gidemeyen var; yiyebilen var, yiyemeyen var. Zor bir durum değil mi? Her yaptığını paylaşma furyası başlamış. İyi, güzel; onlara anlam vermeye çalışıyorum ama hastalık, cenaze gibi anların paylaşılması facia. Bilgilendirme amaçlı elbette olabilir. Ama arkadaşı hastanede feci halde ya da ameliyat olmuş, durum kötü, fotoğrafı atılmış, zor bir durum…

Tatil sonrası bir öğrencim ziyaretime geldi, 12.sınıf, bu yıl onun için önemli, hayati bir yıl. Daha önceki konuşmalarımıza dayanarak bir karar vermiş. O kadar mutlu oldum ki anlatamam. Öğrencimiz dedi ki "Hocam, 2 hafta önce karar verdim, ve akıllı telefonumu bıraktım, yerine sadece arama için kullanılan bir telefon aldım. Şunu fark ettim; evdekilerle daha çok konuşur oldum, daha çok kitap okur oldum, kendime daha fazla vakit ayırmaya başladım. Etrafımdaki insanları fark etmeye başladım; yolda, markette, otobüste…Çok bir şey paylaşmam aslında ama, meğer vaktim diğer insanların paylaştıklarını izlemekle geçiyormuş. Onları izledikçe, özendiğim, imrendiğim oluyor ve canım sıkılıyordu. Artık o da olmuyor. Kendime ve kendi işime odaklanıyorum. Bir de hocam şunu fark ettim, telefon ya da tablet ekran karşısında iken beynim resmen duruyormuş. Daha çok düşündüğümü, hayal kurduğumu fark ettim. Kendime olan inancım arttı hocam. Bu yıl inşallah hedefime ulaşacağım. Kendimi tanıyıp keşfedince, umudum arttı. Hayata daha çok bağlandığımı hissettim."

Öğrencimizi bu kararından dolayı tebrik ettim ve başarı diledim.

Hayata 3G, 4.5G ile değil direkt bağlanmamız dileğiyle …

Bu yazı 275 kişi tarafından görüntülendi.

Yorum Ekle

Tüm alanları doldurmak zorunludur