14 Mart
EĞİTİMDE SAYGI VE ŞEVKAT

EĞİTİMDE SAYGI VE ŞEVKAT

                                                        
Erdemli, ahlaklı ve donanımlı genç kızlar yetiştirmek ülküsüyle yola çıktık Sinerji Kız Liselerinde. Erdemli, ahlaklı ve donanımlı. Söylemesi çok kolay ancak iş nasılında. 

Her yiğidin yoğurt yiyişi gibi elbette her öğretmenin eğitim usulü de farklıdır. Nasıl bir usulle öğrencilerimize bu erdemi, ahlakı ve ilmi donanımı kazandıracağız? Otoriter ve disiplinli bir dik duruşla mı yoksa tatlı sert ama daima nazik bir şevkatle mi? Genç bir öğretmen arkadaşımın Suriyeli küçük öğrencileri için söylediği sözü hiç unutmayacağım. “Bir çocuğun kalbine dokunmadan aklına dokunamazsınız.”  

Sözü yumuşak söylemek ve kalbe dokunmak Kur’ani bir iletişim metodudur aslında. Lokman suresinde Hz. Lokman evladına öğütlerini sıralarken “oğulcuğum, yavrucuğum” der. Hz. İbrahim put ustası babası ile konuşurken bile üst perdeden, otoriter, hakimane bir tonla değil, aksine her cümlesine sabrı, letafeti ve yumuşaklığıyla “babacığım” diyerek başlar. Hz. Musa da firavuna giderken Allah-u Teala Taha suresi 44. ayetiyle ona ilahi tebliğ usulünü öğretir ve der ki: “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o aklını başına alır veya korkar.” İlahi metottur yani kalbe dokunmada, sözün tesir etmesinde, tebliğde yumuşak ve şevkatli bir üslup. Söyleyeceğini hafifletmek, eğip bükmek değil, ama yumuşak ve naif bir üslupla söylemek. Öyleyse eğitimde de önce Allah’ın, sonra ailelerinin bize emanetleri olan evlatlarımıza yumuşak ve şevkatli bir metotla yaklaşmak gidilecek en doğru yoldur diyerek Sinerji okullarında kızlarımızın kalplerine ve dünyalarına sevgiyle dokunuyoruz.  

Sizlere bir de “Ömer’in Çocukluğu” ndan bahsetmek isterim. Tanzimat döneminin önemli kalemlerinden birinin, Muallim Naci’nin çocukluk anılarını anlattığı kitabı. Çok akıcı, tatlı bir üslubu vardır Muallim Naci’nin. Kızlarıma zaman zaman özellikle “bir köpek saldırısı” ve “okul dönüşü” anılarını okurum ve ardından, davranışlarımızın ileride karşımıza ne sonuçlarla çıkabileceği üzerine konuşuruz. İki olay, iki adam, iki tavır… Özetle hikaye şöyledir: 

Küçük Ömer bir gün tam dört cebi olan, özellikle de bu cepleri bolca yemiş ve küçük oyuncakları ile doldurabildiği için en sevdiği kıyafeti olan hırkasıyla okuldan dönüyordur. Kendi sokağına girmesine bir iki adım kala kulağı kesik bir köpek havlayarak üstüne doğru koşar. Çocuğu okulun duvarına sıkıştırır ve göğsüne pençe atmaya başlar. Çocuk korkuyla köpek ve kendisinden başka kimsenin olmadığı sokakta feryat figan ağlarken karşıdaki bir konaktan sesini duyan iri bıyıklı bir ağa başını pencereden uzatır ve yüksek sesle bir iki defa “hoşt” der. Köpek çocukla didişmeye devam eder. Küçük Ömer bir ara nasılsa savuşmayı başarsa da köpek bu defa arkadan yetişip omuzlarına sıçrar. Feryadı arşı tutan çocuğu hâlâ pencereden izlemekte olan ağa, bir kere daha lutfeten “hoşt” diye bağırır. Bir şekilde azgın köpeğin elinden kurtulan Ömer kendini eve attığında pençe darbeleriyle parçalanmış hırkasının içinde annesinin göğsünde hıçkıra hıçkıra ağlar. Bu ilk olayımızdır.  
Ardından yine bir gün okul dönüşünde Saraçhane başından Kıztaşı’na giden sokakta bazı yük hayvanlarına rast gelir, duvarın dibine büzüşür. Bir çocuk cüssesinin yanında dev gibi görünen kömüşleri yahayyül edin. Birden yanında kır sakallı bir zat belirir. Elinden tutar Ömer’in ve “Korkma oğlum.” diyerek vücudunu çocuğa siper eder. Hayvanlar geçtikten sonra da gülümseyerek yoluna uğurlar çocuğu. İşte o Ömer yıllar sonra kalem erbabı olur ve bu iki adamdan bahseder hatıralarında. Bu iki adamı ve iki tavrı hayatı boyunca unutmamakla kalmaz ve 1880’lerde yazdığı hatıratıyla kendisinden bir asır sonra gelen bizlere bile tanıtır onları ve çocuk yüreğinde bıraktığı derin izleri. 

Bu iki küçük olay ve Naci’nin anlatımı beni çok etkiler. Demek ki şu hayatta aslolan ve arkamızdan hatırlanacak olan belki de yaptıklarımızdan daha fazla kalplerde ve zihinlerde bıraktığımız izler olacaktır. 

Kızlarım yıllar sonra şiirdeki söz sanatlarını hatırlamayacaklar ama ders aralarında ya da bahçemizde, Vadi’de okuduğumuz şiirleri hep tebessümle anımsayacaklar. Bir matematik ya da kimya formülünü sınava bile girmeden unutacaklar belki, ama hocasının koluna girerek koridorda muhabbet edişini asla unutmayacaklar. Ya da maalesef örneklerini içim acıyarak dinlediğim, en basiti “Sizden adam olmaz.” yollu, dozları çeşitli ölçülerde artıp çirkinleşebilen onur kırıcı ya da yok sayıcı hitap ve tavırları da unutmayacaklar. Bir düşünün. Biz unuttuk mu? Hayattan yorulmuş ve acısını bizden çıkaran öğretmenimizi de unutmadık, gözleri sevgiyle parlayanları da. 

Biz Sinerji öğretmenleri eğitim çizgimizi sevgi, saygı, şevkat ve tatlı söz olarak belirledik. Kızlarımızı sadece öğrenci değil kızımız, kız kardeşimiz olarak gördük ve 9’dan üniversite kapısına kadar çıktığımız bu uzun yolda birbirimizin en kıymetli yol arkadaşları olduk.  

Kendi adıma son söz olarak diyebilirim ki “Yıllar sonra içlerinden bir kalem erbabı çıkar da “Ah şu Gülten hoca…” diye hatıratını yazıverirse, umarım orada Sinerji ve tüm öğretmenleri adına güzel satırlar karalar. Ama daha da mühimi hesap defteridir ki asıl mesele oraya güzel şeyler yazdırabilmektir. İşte biz Sinerji Okulları’ nda tam da bunu yapmaya çalışıyoruz. 

Selametle
GÜLTEN ÖZKAN

Bu yazı 711 kişi tarafından görüntülendi.

Yorum Ekle

Tüm alanları doldurmak zorunludur